MÜCAHİD

Mücahid, Allah yolunda cihad eden kişidir. Mücahid, “gerçek mücahid, nefsiyle cihad edendir” hadisinden hareketle, cihadına kendi nefsinden başlar.1

Sonra, “Yakın akrabalarını uyar”2 ayetinden hareketle yakın çevresinden devam eder. Onlara Allah’ın dinini anlatır. Lisanı Kur’an’ın ayetlerini okurken, hâli de İslam’ın güzelliğini yansıtır. “Rasulullah’ın ahlakı Kur’an ahlakıydı” hadisine mazhar olmaya çalışır.3 Kur’an’da çizilen çerçevede “insan-ı kâmil” olma uğraşısı verir.

O, yüce ideallerin insanıdır. “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” ayetinin belirlediği hedefe varmaya çalışır.4 Fitnenin kökünü kazımak, genel bir barışı temin etmek, Allah’ın dinini kalp ve gönüllere, hayata hâkim kılmak için gayret sarfeder.

Bu hedefe kuru hayallerle varılamayacağını bilir. “İnsan için ancak çalıştığı vardır” ayetini hiç unutmaz.5 Meylü’r- rahattan, tenbellikten sıyrılıp, Allah yolundaki mücadelesini sürdürür.

Önüne çıkan engellerden ümitsizliğe kapılmaz. Zira saadet sarayına meşakkat kapısından girildiğine inanır. Zahmetsiz rahmet olmayacağını bilir. “Engeller takılmak için değil, aşılmak için vardır” esasından hareket eder.

Onun lügatinde “keşke” kelimesi yoktur. Onun dünyasında, işini yarına bırakma söz konusu değildir. Hep şevk-i mutlak halindedir. Yaz- kış yeşilliğini koruyan, narenciye türü ağaçlar gibidir. Ali Ulvi Kurucu, böylesi insanları şöyle nazara verir:

“Kar kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz.

Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.”6

Davası uğrunda yoluna devam ederken, onun için saraya girmekle zindana girmek arasında bir fark yoktur. Rahat zamanda İslâm’ı yaşadığı ve tebliğ ettiği gibi, zor günlerde de İslâm’ı yaşar ve tebliğ eder.

Mücahid, malayaniyattan uzaktır. Ömür sermayesinin böyle boş şeylere harcanmayacak kadar kıymetli olduğunu bilir. Lüzumsuz sohbetlerden kaçar, boş tartışmalarla vakit öldürmez.

Büyüklenmez, fakat büyüktür. Tevazuu, büyüklüğüne delildir. Hâli, şu mısralarda ifade edildiği gibidir:

“O erler ki, gönül fezasındalar.

Toprakta sürünme ezasındalar.

Yıldızları tesbîh tesbîh çeker de,

Namazda arka saf hizasındalar.

………………………………………………

Ne cennet tasası ve ne cehennem,

Sadece Allah’ın rızasındalar.”7

O, en büyük rehber, Hz. Muhammed’in (asm) yolunun takipçisidir. O’nun yolunun tozu olmayı ganimet bilir. Geçici saltanatların değil, bitmeyen saltanatın peşindedir. Menfaat için değil, fazilet için çalışır. Dünyası, en yüce değerler manzumesinden müteşekkildir. Sesi yetişse ve gücü yetse bu yüce değerler manzumesini cihanın her tarafına ulaştırmak ister. Bunu bilfiil yapamasa bile, niyet ve tasavvur boyutunda hep bu arzuyla yaşar. İslâm uğrunda can vermeyi canına minnet bilir.

Mücahid, kötünün değil, kötülüğün düşmanıdır. Düşmanının helakini değil, hidayetini temenni eder.

Şefkatte güneş gibidir. İnsanlara, bu engin şefkatle yaklaşır.

Hedefe cemaatle gider. Küfrün karşısında kuvvetli bir şahs-ı manevî oluşturulması lüzumuna inanır. Meşveretsiz iş yapmaz.

O, maziden ibret alır, istikbale hazırlanır. Yaşadığı anı iyi değerlendirir. Böylece, şu dünya misafirhanesinde nefis ve düşmanlarla cihadını yapar, mücadelesini verir.

Nefsini ve nefesini hayırda ve hizmette kullanan biri olarak, imanla son nefesini verip, ebedî saadete nail olur.

1 Tirmizi, Fedailü’l- Cihad, 2

2 Şuara, 214

3 Müslim, Müsafirin, 139

4 Enfal, 39

5 Necm, 39

6 Ali Ulvi Kurucu, Gümüş Tül ve Alevler, Nedve Yay. İst. 1970, s. 36

7 Necib Fazıl Kısakürek, Çile, b.d. Yay. İst. s. 388

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir