Allah yoluna davet, muhatapların durumuna göre farklı metotlar gerektirir. Şu ayette, bu metotlardan bazılarına dikkat çekilmiştir:
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel bir şekilde mücadele yap!”1
İlim ehli zatlar kat’i delillerle, avamdan olan insanlar, güzel öğütlerle Allah’ın dinine davet edilirler. Dine muhalif inatçı kimselerle ise, en güzel bir şekilde mücadele yapılır.2
Ehl-i kitapla yapılacak mücadelede de, “en güzel bir şekilde mücadele” metodu emredilmiştir:
“Ehl-i kitapla, -zalim olanlar dışında-, en güzel bir şekilde mücadele edin. ‘Biz, hem bize indirilene, hem de size indirilene iman ettik. Bizim de, sizin de İlahınız birdir. Biz, ancak ona teslim olan kimseleriz’ deyin…”3
Görüldüğü gibi, ayette ehl-i Kitap iki kısma ayrılmıştır:
1- Zalim olanlar.
2- Söz dinleyenler.
“En güzel bir şekilde mücadele”, onların sözden anlayanlarıyla yapılması gereken bir mücadeledir. Mesela, muhataba yüklenmeden, onu kınamadan, ayıplamadan anlatmak… Ta ki muhatap insafa gelsin, tebliğcinin gayesinin cedel değil, hakka ulaşmak olduğunu hissetsin. Zira muhatabın kibir ve inadı, ancak yumuşak muameleyle aşılabilir.4
“Ben İlahım” diyen Firavun’a, Hz. Musa ve Harun’un “ona kavl-i leyyinle (yumuşak bir dille) anlatın. Olur ki, öğüt alır veya korkar”5 talimatıyla gönderilmeleri de meselemiz noktasından düşündürücüdür.
Nitekim günümüzde Avrupa’da çeşitli vesilelerle bulunan Müslümanların, Hristiyanlarla müsbet bir iletişim içine girmeleri, pek çok Hristiyan’ın, İslam’a girmesine vesile olmuştur. Bu gün Avrupa’daki Hristiyan asıllı Müslümanların sayısı yüz binlercedir. Eskiden kılıçla Viyana önlerine kadar varılmışken, bugün tebliğ hareketleri sayesinde Avrupa’nın hemen her yerine ulaşılmıştır.
Bediüzzaman, Kur’an’ın “ehl-i kitap” ifadesinin günümüzde “ehl-i mektebi” de tazammun ettiğini söyler.6 Son yıllarda memleketimizde görülen karşılıklı iletişim ortamı, daha önce din düşmanı olan nice ehl-i mektebin, İslam’a teslim olmalarını sağlamıştır. Zira “medenilere galebe çalmak ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi, icbar ile değildir.”7
“Dinde zorlama yoktur”8 ayeti, mühim bir gerçeği bildirir. Kimse zorla Müslüman yapılamaz. Fakat dinde tebliğ vardır, dinin hakikatlerinin anlatılması vardır. Kendisine hak din tebliğ edilen kimse, kabul etmekte veya etmemekte serbesttir. Kabul ettikten sonra ise bir takım dini müeyyidelerle karşı karşıya olması son derece makuldür. Nitekim öğrenci olmayan birisiyle, öğrenci olan birisinin okula karşı sorumlulukları aynı değildir.
1 Nahl, 125
2 Râzî, XX, 138-139; Beydâvî, I, 561
3 Ankebut, 46
4 Kutub, IV, 2202
5 Taha, 43-44
6 Nursi, Sözler, s. 378 – 379
7 Nursi, Asar-ı Bediiyye, s. 585
8 Bakara, 256
