Hicret, bir yerden başka yere göç etmenin adıdır. Eğer bu göçte, dinini daha iyi yaşamak gibi mukaddes bir gaye varsa, o göç bir kıymet kazanır ve bir “cihad” olur.1 Artık bu durumda hicret, “bir kaçış değil, bir arayıştır.”2
Hz. Peygamber devrinde ilk ve ikinci hicretler, Habeşistan’a yapılır. Rasulullah, bazı ashabına der: “Habeş diyarına gitseniz iyi olur. Çünkü orada, yanında kimsenin zulme uğratılmadığı bir hükümdar var. Allah, içinde bulunduğunuz sıkıntılı durumdan bir genişlik verinceye kadar orada kalın.”3
Bu muhacirler, Hayber’in fethine kadar Habeşistan’da kalırlar. Orada rahatlıkla dinlerini yaşarlar. Hayber fethedildiği sırada, başlarında Hz. Cafer olduğu halde gelirler. Rasulullah, kafile başkanı olan Hz. Cafer’e sarılıp, sevinçle şunları söyler: “Hangisine sevineyim bilemiyorum? Hayber’in fethine mi, Ca’fer’in gelişine mi?”4
Habeşistan’a giden mü’minler, hür bir ortamda dinlerini yaşarlarken, Mekke’de kalanlar çok sıkıntılı günler geçirirler. I. ve II. Akabe Biatıyla, Medine’de İslâm’a girenler olunca, Hz. Peygamber, peyderpey Müslümanları oraya gönderir. Kendisi de gitmeye hazırlanmaktadır.
O günlerde, Mekke müşriklerinin önde gelenleri, Daru’n-Nedve denilen toplantı salonunda bir araya gelirler, Hz. Peygambere karşı ne yapmaları gerektiğini görüşürler. Bir kısmı hapsetmek, bir kısmı sürgüne göndermek, bir kısmı da öldürmek fikrindedir. “Öldürelim” diyen Ebu Cehil, her kabileden bir kişinin seçilip toptan Rasulullaha hücum edilmesi ve öldürülmesi fikrini ileri sürer ve bu fikir kabul edilir.5 Kur’an-ı Kerîm, bu durumu, ayetlerinde şöyle anlatır:
““Hani bir vakit o kâfirler seni tutup bağlamak veya seni öldürmek veya seni (Mekke’den) sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyor, Allah da tuzak kuruyordu. Ve Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.”6
Hicrete çıkacağı gün Rasulullah, öğle vakti Hz. Ebu Bekir’e uğrar. Rasulullahın ya sabah veya akşam ziyaretine alışan Hz. Ebu Bekir, bu ani ziyaretten şaşırır. Rasulullah, beraber hicret edeceklerini söyler.
Daha sonra Rasullah, Mekkelilerin kendisine emanet bıraktıkları kıymetli eşyayı Hz. Ali’ye teslim eder, diğer gün sahiplerine ulaştırmasını bildirir.7
Müşrik Mekkelilerin, değerli eşyalarını Hz. Peygamber’e bırakmaları ve O’nun da bu eşyaları sahiplerine göndermesi ibretle mütalaa edilmesi gereken bir durumdur. “Bunlar beni hicrete mecbur etti. Onların mallarını yanımda götüreyim, ya da imha edeyim” şeklinde beşeri bir zaaf, Rasulullah’a arız olmamıştır.
Rasulullah’ın büyüklüğü, hicret olayında da kendini gösterir. Önce bütün Müslümanları Mekke’nin tazyikli muhitinden kurtarıp Medine’ye gönderir. Kendisi en sona kalır.8
Hz. Peygamber, Mekke’den çıktıktan sonra, geriye dönüp, mahzun bir şekilde bakar. Cenab-ı Hakk, şu ayetle Rasulünü teselli eder:9
“Kur’an’ı (tebliği) sana farz kılan Allah, muhakkak ki seni bir meada döndürecektir!”10
Yani, ahirete irtihal etmeden evvel, seni bu çıktığın mahalle geri getirecek, Mekke’yi fethetmeyi sana müyesser kılacaktır.11
Daha sonra, Hz. Ebu Bekir’le beraber Sevr mağarasında üç gün kalırlar. Müşrikler, iz sürerek mağara ağzına kadar gelirler. O esnada, bir örümcek mağaranın ağzını örtmüştür. İki güvercin de, âdeta nöbet beklemektedir. Hz. Ebu Bekir, Rasulullahın hayatı açısından büyük bir endişe duyarken, Rasulullah onu şöyle teskin eder: “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi, sen ne sanıyorsun?”12
Küçük şeyler büyük neticeler doğurabilir. Tabiî görünen bu acaip haller, netice itibariyle büyük birer mu’cizedir.13 Allah’ın mülkünde tesadüf yoktur. Bizim tesadüf olarak gördüklerimiz, hakikatte İlâhî birer tasarruftur.14
Kur’an-ı Kerîm, bu anı ebedileştirdiği ayetlerinde, bu olaydan şöyle bahseder:
“Eğer siz Ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, Allah vaktiyle O’na yardım etmişti (yine yardım eder). Hani, kâfirler O’nu yurdundan çıkarmışlardı. Mağarada, sadece iki kişi idiler. Arkadaşına şöyle diyordu: ‘Üzülme, Allah bizimle beraberdir.’ Böylece, Allah O’nun üzerine sekînetini (emniyet ve rahmetini) indirdi. Görmediğiniz ordularla O’nu kuvvetlendirdi…”15
Burada bahsedilen “görünmeyen ordular”, melekler ordusudur.16 Göklerin ve yerin orduları emrinde olan Allah, Rasulünü melekler ordusuyla te’yid etmiş, örümcek ve güvercin askerleriyle korumuştur.
Hz. Peygamber’in örümcek ağıyla kâfirlerden kurtulmasıyla alakalı olarak yapılan şu yorum, ince ve latif bir manayı ifade eder. Şöyle ki:
Mekkî sûrelerden olan Ankebut Sûresinde17 örümcekle alakalı şu ayet vardır:
“Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendisine bir ev edinen örümceğe (örümcek ağına sığınanlara) benzer. Hâlbuki evlerin en zayıfı, şüphesiz örümceğin evidir. Keşke bilselerdi!”18
Bu ayette, Mekke’nin imana gelmeyen reislerinin, ilerde bir örümceğe mağlup olacaklarına bir işaret vardır. Örümceğin evi olan ağ, en zayıf bir perde iken, o kuvvetli reisleri mağlup edeceğini göstermekle ayet, “en zayıf bir hayvana mağlup olacaklarını faraza bilseydiler, bu cinayete ve suikasta teşebbüs etmeyeceklerdi” demektedir.19
Hicret, İslâm tarihinde bir dönüm noktası teşkil eder. Müslümanların kullandığı takvimde, hicret esas alınır. Kur’an ayetlerinin, Mekkî-Medenî şeklinde tasnifinde, hicretten yola çıkılır. Hicret öncesi nazil olan ayetlere Mekkî, hicret sonrası nazil olan ayetlere Medenî adı verilir.20
Kur’an-ı Kerîm’de, hicrete temas eden pek çok ayet vardır. Mesela, şu ayete bakalım:
““Nefislerine zulmetmekte iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle dediler: Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?). Onlar, ‘biz diyarımızda zulmedilen kimseler idik’ derler. Melekler ‘Ya derler, Allah’ın arzı geniş değil miydi? Siz de hicret etseydiniz ya.’ İşte onların yeri cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir!”21
Mekke’den hicret etmeyen bazıları hakkında nazil olan bu ayet, kişinin dinini ikameye imkân bulamadığı bir yerden hicret etmesinin gerekliliğine delalet eder.22 Öyle anlaşılıyor ki, hicret vacip iken, kâfirlere mümaşat edip (hoş görünüp) oturmak, doğrudan doğruya küfür değilse de, her halde bir ma’siyet ve nefse bir zulümdür.23
Hicreti teşvîk eden bir başka ayet şöyledir:
“Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer ve bir genişlik bulur. Kim, Allah ve Rasulüne hicret niyetiyle evinden çıkar, sonra ölüm kendisine yetişirse, mükâfatı Allah’adır. Allah, Gafur-Rahimdir (çok bağışlayıcı, çok merhametlidir).”24
Hicretten bahseden ayetler içinde, Cenab-ı Hakk, şuna da dikkat çeker:
“Allah geceyi gündüze girdirir, gündüzü de geceye girdirir.”25
Bu ayette, muhacirlerin geceye benzeyen meşakkatli günlerinin, ilerde gündüz misal parlak günlere döneceğine bir işaret vardır.
Nitekim bu hicret, Mekkeli muhacirler için nice hayırlara ve İslâmî hizmetlere vesile olmuş, sıkıntılı Mekke günlerinin yerini, İslâm’ın geniş dairelere yayıldığı parlak Medine günleri almıştır.
1 Sabunî, Kabes, II,40
2 İbrahim Canan, Hicret, Yeni Asya Yay. İst. 1982, s. 17-18
3 İbn Hişam, I, 344
4 İbn Hişam, IV, 3
5 Nesefî, II, 101
6 Enfal, 30
7 İbn Hişam, II, 129.
8 Berki, s. 186
9 İbn Kesîr, VI, 270-271
10 Kasas, 85
11 Yazır, V, 3759; Sabunî, Saffetu’t-Tefasir, II, 448
12 Râzî, XVI, 63; Beydâvî, I, 405; İbn Kesîr, IV, 95; Nesefi, II, 127
13 Berkî, s. 184
14 Yazır, IV, 2802
15 Tevbe, 40
16 Nesefî, II, 127
17 Süyûtî, İtkan fi Ulumi’l – Kur’ân, I, 28
18 Ankebut, 41
19 Bkz. Nursî, Emirdağ Lahikası II, s. 127
20 Süyuti, İtkan fi Ulumi’l – Kur’ân, I, 26
21 Nisa, 97
22 Beydâvî, I, 232
23 Yazır, II, 1437
24 Nisa, 100
25 Hac, 59
