HARİCİLİK ZİHNİYETİ

İslam dünyasında Hz. Ali zamanında çıkan Haricilik akımı, cihad konularında aşırı gidenlerin ilk prototipidir. Bu grup, o dönemde meydana gelen Sıffin savaşından sonra ortaya çıkar. Hz. Ali ve Muaviye taraftarları arasında meydana gelen bu savaşta, Muaviye taraftarları yenileceklerini anlayınca mızraklarının ucuna Kur’an sayfaları takarlar, “aramızda Kur’an hakem olsun” derler. Bunun üzerine çatışmalar durur, görüşmeler başlar.

İşte bu “hakem olayından” sonra bir kısım insanlar “sen insanları hakem olarak kabul ettin. Hâlbuki hüküm ancak Allah’ındır” diyerek Hz. Alinin saflarından ayrılırlar.1 Bunlara “Hariciler” denir.

Ayetten muktebes “Hüküm ancak Allah’ın!”2 cümlesi haricilerin sloganı haline gelir. Hatta bir gün Hz. Ali halka hitap ederken haricilerden biri kalkar, “ey Ali! Allah’ın Dinine insanları ortak kıldın. Hüküm ancak Allah’ındır” der. Bunun üzerine her taraftan “Hüküm ancak Allah’ın!”, “Hüküm ancak Allah’ın!” sesleri yükselir. Hz. Ali buna mukabil şöyle der: “Hak bir söz. Fakat bununla batıl murat ediliyor.”3

Bir gün Hz. Peygamber ganimet dağıtırken biri çıkar, “ya Muhammed, adil ol! Adaletle dağıtmadın!” der. Kıpkırmızı olan Hz. Peygamber “Ben adil olmazsam daha kim adil olur?” der ve şunu bildirir: “Dikkat edin, bunun neslinden (bu cinsten) ilerde bir kavim zuhur edecek. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar.”4

İşte Hariciler bu hadisin çizdiği çerçevede insanlardır. İslam kahramanı Hz. Aliyi bile tekfirden çekinmemişlerdir. Aslında ibadete düşkündürler. Hz. Peygamberin tarifiyle, “sizden biri onların namazı yanında kendi namazını, onların orucu yanında kendi orucunu küçük görür. Lakin onların imanı boğazlarını aşmaz.”5 Şatıbî’nin yorumuyla, “yani okuduklarını anlamazlar.”6 Câbiri’ye göre, bunların dünyası fikrî derinliği olmayan sade bir dünyadır.7

Hz. Ali, İbn Abbas’ı Haricilere elçi olarak gönderir. Onlar “Hüküm ancak Allah’ın!” dediklerinde İbn Abbas “evet der, hüküm ancak Allah’ın. Fakat Allah karı- koca arasındaki geçimsizlikte hakem tayinini istemiştir.8 Keza, ihramlı iken avlanan hakkında yine hakem tayin etmiştir.9 Dolayısıyla karı- koca ve av meselesinde hakem tayin etmek mi önce gelir, yoksa ümmeti ilgilendiren bir meselede mi?”10

Hariciler genelde çöl Araplarıdır. İslam öncesinde fakir bir halde yaşamışlardır. Çölde yaşamaya devam ettiklerinden İslam’a girince de ekonomik durumları iyileşmez. Bunların fikirleri basit, tasavvurları dardı. Bu yüzden dinde mutaassıp, muhakeme-i diniyede noksan idiler. Çabuk öfkeleniyorlar, kolaylıkla infiale kapılıyorlardı. Yaşadıkları çöl misali, sert tabiatlı, katı kalpli idiler.11

Hariciler, mücadelelerini dâhili yapmışlar, gayr-i Müslimler yerine Müslümanlarla uğraşmışlardır.12

-Hoşgörüsüzlük,

-Fanatiklik,

-Kendinden olmayanlara kapıları kapatmak,

-Kaba kuvvete, şiddete başvurarak politik değişmeyi etkilemek,

-Dar kafalılık bunların en belirgin özelliklerindendir. 13

Hariciler her günahı küfür olarak kabul ederler. Büyük günah işleyenlerin ebedi cehennemde olacağını söylerler.14 Onlara göre küfür- iman ortası yoktur.15 Amelin imandan bir cüz olduğunu söylerler. Müşrikler ve kâfirler hakkında inen ayetlerin zahiri manalarından hareketle hüküm çıkarırlar.16

Mesela, “Ona bir yol bulan için beytullahı haccetmek Allah’ın insanlar üzerinde hakkıdır. Kim de inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir”17 ayetiyle, haccetmeyenin küfrüne hükmederler. Hâlbuki hüküm hac yapmayana değil, onu inkâr edenedir.18

Keza, “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir19 ayetiyle fasıkın mü’min olmadığına delil getirirler. 20 Hâlbuki Allah’ın indirdiğini tasdik etmeyenin küfründe niza yok ise de, her günahkâra küfür damgası basılması dinin ölçülerine asla uymaz.

Üstteki ayetle ilgili şu gibi noktalara dikkat çekilmiştir:

-Bu ayet esas itibariyle Yahudilerle ilgilidir.21 Fakat itibar sebeb-i nüzulün hususiliğine değil, lafzın umumi oluşunadır.22 Yani âyetin iniş sebebinin Yahudilerle ilgili oluşu, hükmünün genel olmasına engel değildir.

-Allah’ın indirdiğiyle inkâr ederek hükmetmeyenler kâfirdir. Ancak, ikrar ederek hükmetmeyenler zalim ve fasık olurlar.23

-Hamdi Yazır, ayeti “Kim O’nun hâkimiyetini tanımazsa” şeklinde açıklarken, Mehmed Vehbi Efendi “bilkülliye inkâr ve hükm-ü ilahi olduğunu redle beraber hilafıyla hükmederse kâfir olur” manasını verir ve şöyle devam eder: “Eğer ayetten maksat bu olmazsa Kur’anın hilafında bir şey irtikâp edenlerin kâfir olmaları lazım gelirdi. Hâlbuki hak olduğuna imanla beraber hilafını irtikâp küfür değildir ve olamaz. Çünkü bilumum günahlar Kur’anın hilafıdır. Günahtan hali bir fert tasavvur olunamaz. Eğer her günah irtikâp eden kâfir olsa, âlemde mü’min bulunmamak lazım gelir, bu ise batıldır.”24

Kanaatimizce şu nokta da mühimdir: “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir” ayetinden sonra,

“Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir!”25

“Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir!”26 hükümleri de vardır. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz: “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin bir kısmı kâfirlerdir, bir kısmı zalimlerdir, bir kısmı da fasıklardır. Mümin, zulüm işlemekle zalim, günaha girmekle fasık olur ama kâfir olamaz. “Kâfirler zalimlerin ta kendileridir”27 hükmü bu noktada dikkat çekici bir ifadedir. Yani, kâfir aynı zamanda zalimdir, hatta en büyük zalimdir. Fakat her zalim kâfir değildir.

“Şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendileridir”28 ayetinde de benzeri bir üslup vardır. Yani, münafıklar aynı zamanda fasık insanlardır. Fakat her fasık münafık değildir.

Cihad ve savaşla ilgili ayetleri bir bütün olarak ele almayan Hariciler ve o zihniyette bulunan kimseler, “…müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün…”29 gibi ayetleri dar çerçevede ele alarak yanlış neticelere varmaktadır. Onların bu hali, namaz kılmayan birinin, ” İçkili iken namaza yaklaşmayın”30 ayetindeki “namaza yaklaşmayın” kısmını, namaz kılmayışına delil getirmesine benzer. Kur’an’ın ayetleri hakkında hüküm verecek kişiler, onun nasihini-mensuhunu, mahkemini-müteşabihini, evvelini-ahirini, hatta bütün Kur’an’ı iyi bilmek zorundadır. Yoksa Kur’an ayetleriyle ilgili verecekleri hükümler yanlış olacaktır. Verdikleri hükümlerde, Kur’an’da olanı yansıtmak yerine, kendi düşüncelerinde olanı yansıtacaklardır. Düzgün bir saraya tutulan ayna, ancak düz ve şeffaf olduğunda sarayı aynen yansıtır. Eğri aynalar, düzgün sarayı eğri gösterir. Tozlu aynalar net göstermez. Renkli aynalar ise, kendi rengiyle gösterir. Kur’an’a yönelen insanların mahiyet aynaları da böyledir.

Bahsinde bulunduğumuz ayetin evvelinde, “Haram aylar çıktığında” kaydı vardır. Arap yarımadasındaki müşriklere, ya İslâm’a girmeleri, ya da kendileriyle savaşılacağı bildirilmiş, düşünmeleri için de dört ay müddet verilmiştir.31

Ayetin sonunda ise, tevbe edip namazlarını kılmaları, zekâtlarını vermeleri halinde serbest bırakılacakları anlatılmakta, “Şüphesiz Allah Gafur’dur, Rahîm’dir” ifadeleriyle bitirilerek, Allah’ın affedici, merhametli olduğu nazara verilmektedir.

Bir sonraki ayet ise şöyle der:

“Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse ona eman ver. Ta ki Allah’ın kelamını dinlesin. (Müslüman olmazsa) sonra onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar, bilmeyen bir kavimdir.”32

Bu ayette, müşrikler hakkındaki İlâhî rahmetin eserlerini açıkça görmek mümkündür. Müşriklere, bu dinin güzelliğini görmek ve Allah’ın kelamını dinlemek fırsatı verilmelidir. Çünkü onlar bu dini bilmeyen bir topluluktur. Onlardan bu niyetle gelip görmek isteyenlere eman verilir, yani emniyet içinde olduğu bildirilir. Gelir, görür, dinler ve isterse kabul etmeyebilir. Kabul etmediğinde, “sen müşriksin” denilip öldürülmez. Emniyet içinde olacağı yere ulaştırılır.33

Kur’an’ın bütünlüğü çerçevesinde kıtal (savaş) ayetleri incelendiğinde, karşımıza çıkan tablo işte budur. Durum böyleyken, bu ayetlerden “Kur’an’da inanç hürriyeti yok”, “Kur’an, Müslüman olmayanlardan başkasına hakk-ı hayat tanımaz” gibi hükümler çıkarmak, hem Kur’an’ın esaslarına ve hem de tarihi realiteye zıttır. Zira Hz. Peygamber, hem kitap sahibi olan Yahudi ve Hristiyanlarla, hem de kitapsız Araplarla barış ve saldırmazlık anlaşmaları yapmış ve riayet etmiştir.

Sonraki dönemlerde de uygulama aynı minval üzere olmuş, gayr-i Müslim azınlıklar, cizyelerini (vergilerini) vermeleri, kanunlara uymaları şartıyla, İslâm Devletleri bünyesinde rahatça yaşamışlardır.

İslam tarihinde ilk misallerini asr-ı saadette gördüğümüz Harici tipler, sonraki devirlerde de kendini göstermiştir.34 “İslam içinde fanatik devrimci akımlar yeni Hariciliktir.”35 Rastgele önüne gelene kâfir damgası basan, mücadelesini Müslümanlarla yapan bu tipleri, her ne kadar isimleri Harici olmasa da, günümüzde de görebilmek mümkündür.

1 Ebu’l- Hasen Eş’ari, Makalatu’l- İslamiyyin, Mektebetu’l- Asriyye, Beyrut, 1990I, 167-168; İbn Teymiye, et-Tefsiru’l – Kebir, Daru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1988, II, 8-9; Muhammed Ebu Zehra, Tarihu’l-Mezahibi’l- İslamiye, Daru’l- Fikri’l- Arabi, I, 65

2 En’am, 57; Yusuf, 40, 67

3 Muhammed Bin Abdülkerim Şehristani, el-Milel ve’n- Nihal, Tashih ve Ta’lik: Ahmed Fehmi Muhammed, Daru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1992. s. 107 (dipnotta).

4 Buhari, Megazi, 61; Müslim, Zekât. 144-146; İbn Hanbel, III, 4

5 Buhari, Menakıb, 25; Müslim, Zekât, 147; İbn Mâce, Mukaddime, 12

6 Ebu İshak Şatıbî, el-İ’tisam, Daru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1995, s. 403

7 Muhammed Âbid Câbirî, Arap-İslâm Aklının Oluşumu, Ter. İbrahim Akbaba, İz Yay. İstanbul 2000, s. 95

8 “Eğer karı- koca arasının açılmasından korkarsanız, erkeğin ve kadının ailelerinden birer hakem gönderin” ayetine işarettir. Nisa, 35.

9 Maide, 95

10 İbn Kayyim, İ’lamu’l- Muvakkiin an Rabbi’l- Âlemin, Daru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1991, I, 163; Şatıbi, el-Muvafakat fi Usuli’ş- Şeria, Beyrut, ts. III, 292

11 Bkz. Ebu Zehra, I, 68-69

12 Taha Akyol, Haricilik ve Şia, Kubbealtı Neş. İst. 1988, s. 97

13 Fazlurrahman, İslam, Ter. Mehmet Aydın ve Mehmet Dağ, Selçuk Yay. Ank. 3. Bsk, s. 234

14 Eş’ari, I, 167-168

15 Taftezani, Şerhu’l – Akaid, s. 140-141

16 Bkz. Şatıbî, İ’tisam, s. 404; Talat Koçyiğit, Hadisçilerle Kelamcılar Arasındaki Münakaşalar, TDV. Yay. Ankara, 1989, s. 37-39

17 Âl-i İmran, 97

18 Ebu Zehra, I, 71-73

19 Maide, 44

20 Alûsî, VI, 145

21 Süyûti, Dürrü’l- Mensur, Daru’l – Mektebi’l- İlmiyye, Beyrut, 1990. II, 507

22 Râzî, XXII, 5

23 Maverdi, en- Nüketu ve’l- Uyun, II, 43. (İbn Abbas’tan naklen.)

24 Mehmed Vehbi, Büyük Kuran Tefsiri (Hülasatu’l- Beyan), Üçdal Neş. İst. III, 1231

25 Maide, 45

26 Maide, 47

27 Bakara, 254

28 Tevbe, 67

29 Tevbe, 5

30 Nisa, 43

31 Bkz. Tevbe, 1-3

32 Tevbe, 6

33 Bkz. Kutub, III, 1602

34Bkz. Fazlurrahman, İslam, s. 238

35Akyol, s. 241

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir