Son zamanlarda duyduğumuz garip kelimelerden biri “Islamic terrorism: İslamî terör” kavramı oldu. Belli güçlerin elinde olan Batı medyası, kasıtlı bir şekilde böyle bir kavram geliştirdi ve bununla İslam’ı ve Müslümanları yaftalamaya kalktı. Amerika’da gerçekleşen 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırısı ise, bu işin adeta tuzu biberi oldu.
Bu terör saldırısı, her ne kadar EL- KAİDE örgütüne mal edilmişse de, böyle bir örgütün gerçekleştiremeyeceği kadar profesyonel bir saldırı olarak görülmektedir. Bazı Müslümanlar “cihad” görünümü altında figüran olarak kullanılmış olabilir, ama işin organizesi bir “üst akıl” tarafından yapılmış görülmektedir. Hollywood filmlerine zaman zaman yansıtıldığı üzere, “Amerika’nın derinleri!” bu işe son derece müsaittir.
Hatta bu saldırının % 100 EL- KAİDE tarafından yapıldığı isbat bile edilse, buradan hareketle İslam’ın terörle anılması ve lekedar edilmesi insafla bağdaşan bir durum değildir. Benzeri bir durum IŞİD (DEAŞ) için söz konusudur. Cihad yapar görülen bu grup, bölgeyi karıştırmak isteyen dış güçler tarafından ortaya çıkarılmış, kendi hasis çıkarları için kullanılmıştır. Nitekim Trump, 2016 seçim konuşmalarında mevcut hükümeti bu cihetten tenkit etmiş, “DEAŞ’ı çıkaranlar sizlersiniz!” demişti.
Barışı esas alan bir din, içinde pek çok Batılı ülkenin elemanı bulunan bu grubun yaptıkları sayesinde bir terör dini gibi gösterilmiş, dünya kamuoyunda gözden düşürülmeye çalışılmıştır.
Makro planda durum böyle olmakla beraber, bizlerin “İslam dünyasında aşırı akımlar yok!” dememiz, realiteye ters düşer. Hemen her dinde, her düşünce akımında, hatta futbol gibi bir spor etkinliğinde fanatikler de yer alır. Ama bu fanatiklerin yaptıklarıyla o dini, o düşünceyi ve o futbol takımını mahkûm etmek insafla ve hakperestlikle bağdaşmaz. Şu anekdot, bu gerçeğe güzel bir misaldir:
Dünya boks şampiyonlarından merhum Muhammed Ali, 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırısı sonrası facianın yaşandığı yere çiçek bıraktığında CNN muhabiri kendine sorar:
“Böyle bir saldırıyı yapan Müslümanlarla aynı dine mensup olmak nasıl bir his?”
Muhammed Ali şöyle cevap verir: “Sizlerin Hitlerle aynı dine mensup olmanız gibi bir şey!”1
Müslümanlara “Islamic terrorism” damgası vurmaya çalışan Batı dünyası, kendi tarihlerinin dününü ve bugününü inceleseler çok net bir şekilde “Batılı terörizm” göreceklerdir.
Sözün özü: İslam’ın terörle anılmasının başlıca iki sebebi vardır:
1-İslam düşmanları tarafından yapılan karalama kampanyaları.
2-Müslümanların kendi içinden çıkan ve cihadı yanlış algılayan ve uygulayan fanatik gruplar.
Edward W. Said, Batının nasıl sömürgeci bir ruha sahip olduğunu, Oryantalizm isimli eserinde ayrıntılarıyla ve örnekleriyle anlatır.2 Amerika’nın Avrupalılarca istila edilmesi, konunun en bariz örneklerindendir. Amerika keşfedildiğinde kıtada milyonlarca yerli halk yaşıyordu. Bunların yüzde 90′ ının çıkan savaşlarda öldüğü tahmin edilmektedir. 16. yüzyılda Avrupalıların saldırılarının doğrudan sonucu olarak 50 ile 100 milyon kişinin ölmüş olabileceği tahmin edilmektedir.3
Daha XIX. yüzyılın ortalarında Amerikan hükümeti Kızılderililerin her bir kafa derisi için prim ödüyordu… Ancak 1865 senesinde son verilen utanç verici siyah köle ticareti, 300 seneden fazla sürmüştü. Bu zaman içinde 13 ile 15 milyon hür kişi bu insan avında yakalanarak köle yapılmışlardı.4
Amerika’nın keşfedilmesini takip eden yıllarda gemilerle Afrika’ya gelen eli silahlı insanların bu kara kıtayı sömürmeleri, değerli hammaddelerini kendi ülkelerine götürmeleri, hatta milyonlarca Afrikalıyı köle olarak başta Amerika’ya ve bazı Avrupa ülkelerine götürmeleri bir insanlık ayıbı olarak gözler önündedir.5
XVIII. yüzyılda Avrupa’nın sömürgeciliği bütün çıplaklığıyla ortadadır. Sadece İngiltere, dünyanın üçte birine sahip olup “Üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk” adıyla anılmaktaydı. İslam Dünyasının % 80’i müstemleke durumundaydı.
“Lord Palmerston” olarak bilinen Henry John Temple (1784-1865) İngiliz başbakanlarından olup ülkesinin diplomasi karakterini belirleyen önemli kişilerden biridir. Lord Palmerston, ülkesinin politikasını şu cümleyle özetler: “İngiltere’nin ebedi dost ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır.”6
Günümüz Batı Dünyasındaki “win-win” yani “kazan-kazan” ifadesi, bu çıkarcı zihniyetin bir yansımasıdır. Bizde de bazılarının siyasette ilkesizlik manasında kullanılan “dün dündür, bugün bugün” demeleri benzeri bir vehamettir. Hâlbuki şahıslara ve devletlere yakışan; ilkeli hareket etmek, hedefe menfaati değil fazileti almaktır.
Anlatılır ki, köpekler kendi aralarında keyifli keyifli oynarken yanlarından geçen iki kimseden biri diğerine demiş: “Bir de bunlara canavar derler, bak ne güzel birbirleriyle kardeş kardeş oynuyorlar!”
Bilge arkadaşı cevap vermiş: “Ortalarına bir kemik atıver, o zaman kardeşliği görürsün!”
Sömürgeci Batı Devletlerinin hali bir yönüyle buna benzemektedir. Menfaatleri olduğunda bir araya gelebilseler bile, çıkar çatışması yaşadıklarında birbirleriyle savaşmaktan çekinmezler. II. Dünya Savaşı bunun ibretlik bir şahididir. Genelde aynı dine mensup olan, kültürleri birbirine yakın Avrupa Devletleri birbirleriyle savaşmış, 55 milyon insan hayatını kaybetmiş, kıt’anın çoğu yeri harabeye dönmüştür.
Kuvvete dayanmak ve gerekli gördüğünde istila etmek, zihniyet olarak Batıda yine devam etmektedir. ABD’li bir Kongre üyesinin alaylı bir şekilde “Kuveyt, petrol yerine muz üretseydi Irak’ın Kuveyt’i işgali ilgisizlikle karşılanabilirdi” demesi, bu zihniyetin bir yansımasıdır.7
Aynı zihniyetle Amerika’nın önde gelen bilim adamlarından Michael Ledeen, Irak’tan sonra Suriye ile İran’a saldırılması gerektiğini savunurken şöyle der: “Birleşik Devletler her on yılda bir küçük, işe yaramaz bir ülkeyi tutup duvara vurmalı ki, dünyanın geri kalan kısmı işleri nasıl yürüttüğümüzü görsün”8
Irak’ın başında olan Saddam, despot bir yöneticiydi. Halk, bu yöneticiden memnun değildi. Ama Amerika tarafından 1990 lı yıllarda başlatılan ve 2000 li yıllarda devam ettirilen saldırılarla devre dışı bırakıldığında, Irak halkı daha mutlu günlere kavuşmadı. Güzelim ülke işgal edildi, Amerika tarafından yönlendirilen kukla idareciler başa getirildi. Ülkenin tarihi ve petrolü yağmalandı, âlimleri öldürüldü. 2020 ye geldiğimizde Irakta hayat dünyanın en problemli yerlerinden biri olarak devam etmektedir… Halk, despot Saddam günlerini adeta mumla aramaktadır…
Örneklerde görüldüğü gibi “Batı” denilen ve görünüşte medeni olan dünya, aslında hiç de masum değildir. Sahip oldukları medya gücüyle İslam’ı terörle yan yana anmaları, kendi terörlerini gizleme telaşından başka bir şey değildir.
İslam’ın terörle anılmasının sebeplerinden birincisini ana hatlarıyla bu kısımda ele aldık. İkincisini de, sonraki bölüm olan “Haricilik Zihniyeti” kısmında değerlendireceğiz.
1 http://www.yeniakit.com.tr/haber/ muhammed-ali-cnn-muhabirini-sozleriyle-dovdu-180987.html. Erişim tarihi: 21.06.2018
2 Bkz. Edward W. Said, Oryantalizm, Sömürgeciliğin Keşif Kolu, Ter: Nezih Uzel, İrfan Yayımcılık İst. 1998
3 John M. Hobson, Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri, Ter: Esra Ermert, Yapı Kredi Yay, İst. 2015, s. 177-178. Şaban Teoman Duralı, 1519 da yirmi sekiz milyon Kızılderili yaşıyorken, 1605 de günümüz ABD topraklarında, bunlardan bir milyonunun hayatta kaldığını söyler. Bkz. Duralı, Şaban Teoman, Çağdaş Küresel Medeniyet, Dergâh Yay. İst. s. 155
4 Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam (İslam Izmetu Istoka zapada ireca Alternativa), Ter. Salih Şaban, Nehir Yay. İst. 1987., s. 205
5 1526 ile 1870 arasında on milyon Zenci, Afrikadan, hayvana revâ görülmeyecek fecî şartlarda gemilerle Amerika’ya naklolmuşlardır. Bkz. Duralı, Çağdaş Küresel Medeniyet, s. 154
6 Ali Nur Kutlu, 27 Ekim 2013, Yenişafak Gazetesi, https://www.yenisafak.com /yazarlar/alinurkutlu/diplomaside-lord-palmerston-kuralina-kari-vicdanli-erdogan-ilkesi-40253. Erişim tarihi: 21.06.2018
7 Bayram Soy, “Birinci Dünya Savaşı’ndan İkinci Irak Savaşı’na Orta Doğu: Medeniyetler Çatışması mı, Çıkar Mücadelesi mi?” Doğubatı Dergisi, Sayı: 41, 2007, s. 137
8 Soy, age. s. 142
