GÜNÜMÜZDE CİHAD, İNSAN VE TOPLUM

nsan, sosyal bir varlıktır. Fıtraten medenidir. Şahsi hayatını, ancak toplum hayatıyla devam ettirebilir. Yediği ekmekte, giydiği elbisede, nice insanın emeği vardır.1 Bundan dolayı insan, topluma şükran borçludur. Her bir fert, topluma yararlı çalışmalar yapmak zorundadır.

Her insanın mahiyetinde, bitmez tükenmez arzular, kin ve intikam gibi duygular olduğundan, tarihin hemen her devrinde toplumda bir takım sıkıntılar yaşanmıştır. Aklı başında olan insanlar, kötü duyguların mahkûmu kimselerle mücadele ettiğinde, o toplum bir huzur toplumu olmuş, mücadeleyi terk ettiğinde, toplum bozulmuştur.

Kur’an’da Yahudilerin Allah’ın lanetine uğradıkları anlatılırken, şu özellikleri nazara verilir:

“… Bunun sebebi: İsyan etmeleri ve haddi aşmalarıdır. Onlar, birbirlerini yaptıkları fenalıklardan alıkoymazlardı…”2

Yahudilerin başına gelen, ümmet-i Muhammed’in başına gelmemesi için, Rasulullah pek çok uyarılarda bulunur. Mesela şöyle der:

“Sizden her kim bir kötülük görürse, eğer gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse, diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğzetsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir.”3

Hadisin yorumunda “elden murat devlettir, dilden murat âlimlerdir, kalpten murat avam tabakasıdır” denilmiştir.

Şüphesiz böyle bir yorum güzel bir bakış açısıdır. Bununla beraber, toplumda görülen kötülükler karşısında, her insanın el olduğu yerler vardır, dil olduğu yerler vardır, sadece kalben buğzetmekle yetinebildiği yerler vardır. Mesela, TV yayınlarının kontrolünde devlet eldir. Programları tenkit eden vaizler ve yazarlar birer dildir. Fakat el durumunda olanlar, sadece dil mertebesinde kalıyorlarsa, vazifelerini yapmıyorlar demektir. Konuşması lazım gelenler, sadece kalben buğzetmekle yetiniyorlarsa, imanın en zayıf mertebesindedirler anlamındadır. Şu olay, bu noktada bize yol gösterir:

Bir gün Rasulullah, etrafındakilere şöyle der: “Sizden birisi kendini küçük düşürmesin!”

Bunun üzerine “Ya Rasulullah, derler. Bizden biri kendini nasıl küçük düşürür?”

Rasulullah şöyle cevap verir:

“Kötü bir durum görür. Orada Allah için bir söz söylemesi lazımdır. Fakat o, bir şey demez. Allah ona kıyamet günü ‘şöyle şöyle demene engel olan neydi?’ der. O kimse, ‘insanlardan korktum’ deyince, Cenab-ı Hak buyurur: Asıl benden korkman gerekmez miydi?”4

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” şeklindeki bir düşünce, İslamî olamaz. Müslüman, toplumda meydana gelen olaylara ilgisiz kalamaz. Müdahale etmesi gereken yerlerde, elle veya dille tavrını ortaya koyar. Bu konuda Hz. Ebu Bekir’in şu ikazı, son derece anlamlıdır:

“Ey insanlar! Sizler, ‘Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidayette olduktan sonra, başkasının dalaleti size zarar, vermez’5 ayetini yanlış anlıyorsunuz. Biz Rasululah’ın şöyle dediğini duyduk: İnsanlar kötülüğü görüp de, onu değiştirmeye çalışmazlarsa, Allah’ın onlara umumi bir bela vermesi yakındır!”6

Rasulullah’ın şu ifadesi de, kâmil mü’minin kötülüklere karşı tavrını belirlemektedir:

“Cihadın en efdali, zalim sultanın yanında, hak sözü söylemektir.”7

Ancak, şu hususun bilinmesinde yarar vardır:

“Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek, doğru değildir.”8

Mesela, İslam’ın Mekke döneminde Müslümanlara şu İlahi hatırlatma yapılır:

” Onların Allah’tan başka taptıkları şeylere sövmeyin ki, onlar da bir ilme dayanmaksızın haddi aşarak Allah’a sövmesinler…”9

Saldıran bir yılana karşı yapılması gerekenle, uyuyan bir yılana karşı yapılması gereken, birbirine karıştırılmamalıdır. Fevri hareketler, kahramanlıktan ziyade, duygusallık alametidir.

Rasulullah, toplumdaki kötüler – iyiler mücadelesini aynı gemide yer alan iki grup yolcu temsiliyle anlatır. Bir grup yolcu geminin güvertesinde, diğer grup yolcular ise, geminin alt katındadır. Alt kattakiler güvertedekilerden su isterler. Üstekiler ise, ne su verirler, ne de onların su almak için yukarı çıkmasına müsaade ederler. Bunun üzerine, alt kattakiler, su elde etmek niyetiyle gemiyi delmeye başlarlar. Üsttekiler, buna engel olurlarsa hepsi kurtulacaklar; onları kendi hallerine bırakırlarsa, beraber boğulacaklardır.10

İşte toplum o gemidir. Tarihin her devrinde bu gemiyi batırmak isteyenler olmuştur. Günümüzde de, yaşadığımız toplum gemisini batırmaya çalışanlar az değildir. Bu menfi çalışanlara mukabil, müsbet cephede yer alanlar görevlerini iyi yapmak zorundadır.

1 Bkz. İbn Haldun, s. 41 – 42

2 Maide, 78-79

3 Tirmizi, Fiten, 11; İbn Mâce, Fiten, 20; Ebu Davud, Salat, 242

4 İbn Mâce, Fiten, 20

5 Maide, 105

6 İbn Mâce, Fiten,20; Ebu Davud, Melahim, 17; Tirmizi, Fiten, 8

7 Ebu Davud, Melahim, 17; Tirmizi, Fiten, 13; İbn Mâce, Fiten, 20

8 Nursi, Mektubat, s. 265

9 En’am, 108

10 Tirmizi, Fiten, 12

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir