Cihadı, başlıca iki kısımda ele alabiliriz:
1- Nefisle cihad.
2- Düşmanla cihad.
Hz. Peygamberin Tebük Seferi dönüşünde ashabına, “küçük cihaddan büyük cihada döndük”1 demesinden hareketle, nefisle cihada “cihad-ı ekber” denilmiştir.
Düşmanla cihadın pek çok kısımları vardır. Düşmanlar farklı farklı olduğundan, onlara karşı yapılacak cihadın da farklı farklı olması tabiidir. Mesela,
1- Cehalete karşı cihad.
2- Fakirliğe karşı cihad.
3- İhtilafa karşı cihad.
4- Ehl-i Kitaba karşı cihad.
5- Münafıklara karşı cihad.
6- Dış düşmanlara karşı cihad.
7- İç düşmanlara karşı cihad.
.
.
Bu cihad türlerinin her biri, yeri geldiğinde ele alınacaktır.
Said Nursi, yukarıdaki ilk üç sıraya yazdığımız düşmanlar ve bunlara karşı yapılacak cihadla ilgili şu ifadeleri kullanır:
“Bizim düşmanımız, ‘cehalet, zaruret, ihtilaftır.’ Bu üç düşmana karşı ‘san’at, marifet, ittifak’ silahıyla cihad edeceğiz.”2
“Her illet, zıdd-ı tabiatıyla tedâvi olunur” denir. Cehaletin ilacı marifet, zaruretin ilacı sanat, ihtilafın ilacı ittifaktır. Cehaletten kurtulup “bilgi toplumu” olma yolunda gayret sarfetmek, ekonomik yönden güçlü olma uğraşısı vermek ve toplumdaki ihtilaf (ayrılık) pürüzlerini giderme mücadelesi yapmak, mukaddes bir cihaddır. Hiçbir İslâm toplumu, böyle bir cihaddan müstağni olamaz. Zira bu düşmanlar, hemen her devrin ve hemen her toplumun düşmanıdırlar.
Dış düşmanlara karşı yapılacak cihad, yeri geldiğinde “sıcak savaş” şeklinde olur. Bazan da, diplomatik savaş olarak “soğuk harp” uygulanır. Sıcak savaştan galip çıkıp da masa başında kaybetmek çok büyük bir faciadır. Âlem-i İslâm, harb dâhileri yetiştirdiği gibi, siyaset dâhileri de yetiştirmeye kendini mecbur bilmelidir.
İç düşmanlara karşı yapılacak cihad, manevi bir cihaddır, Mesela, ülke dâhilinde İslam’a zıt fikirler her türlü basın yayın aracılığıyla zihinleri allak bullak ederken, Müslümanlar benzeri imkânlarla bu menfi fikirlerin izlerini izale etmek zorundadır. Keza, din düşmanları her türlü imkânı seferber edip saflarını güçlendirmeye çabalarken, Müslümanlar aynı imkânları müsbet yönde kullanmalıdır. Mesela, “kanallar savaşında” müsbet kanalların da olması sevindirici bir olaydır. Ülke ekonomisinde şuurlu Müslümanların söz sahibi hale gelmeleri ve servetlerini İslamî hizmetlerin ilerlemesine seferber etmeleri, manevi cihadda ileri bir merhaledir.
1 Muhammed Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, Daru İhyai’t- Türasi’l- Arabî, Beyrut, 1351 h. 1, 424; Râzî, XXIII, 72; Beydâvî, II, 97
2 Nursî, Asar-ı Bediiyye, s. 491
