Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygambere yirmi üç yılda indirilmiştir. Bu yirmi üç yılın on üç yılı Mekke’de, on yılı da Medine’de geçer. Hicret esas alınarak, hicret öncesi inen ayetlere Mekkî; hicret sonrası inen ayetlere Medenî denilir.1 Mekkî ayetler, özellikle iman esaslarını vurgular. Medenî ayetler ise, haramı-helali, muamelat hükümlerini bildirir. Hüküm bildiren ayetlerin bir kısmında tedriç söz konusudur. Mesela, içkiyle ilgili ayetler, dört merhalede gelmiştir.2
1- “Hurma ve üzümden hem içki, hem de güzel bir rızık elde edersiniz.”3
2- “Sana içki ve kumardan soruyorlar. De ki: O ikisinde hem büyük bir günah (zarar) ve hem de insanlara bazı faydalar vardır. Fakat her ikisinin de günahı (zararı) faydasından çoktur.”4
3- “İçkili iken namaza yaklaşmayın!”5
4- “İçki, kumar, putlar, fal okları şeytanın amelinden bir pisliktir. Bundan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi ?”6
Bu ayetlerden birincisinde, içki “güzel rızka” mukabil getirilerek çirkinliğine işaret edilmiştir.
İkincisinde, faydası-zararı mukayese edilmiş, zararının büyüklüğüne dikkat çekilmiştir. Buradaki faydayı, “içki ve kumarda bazı insanların fayda kabul ettiği şeyler vardır” tarzında anlayabiliriz. Mesela, bir kısım insanlar içki ve kumar vasıtasıyla az bir zaman diliminde dert ve sıkıntılarını unutur ve bunu bir fayda olarak kabul ederler. Gerçekte ise bu bir ibtal-i histir, gaflettir, kendini uyutmak ve uyuşturmaktır. Keza, kumarda kazanan biri, bunu bir fayda sanabilir. Hâlbuki kumarda kazanan da çok şeyler kaybeder. Mesela, haysiyetini, mesela, fazilet hislerini, mesela, cenneti…
Üçüncüsünde kısmi bir yasaklama söz konusudur.
Nihaî hükmü bildiren dördüncüsünde ise, içki kesin olarak yasaklanmıştır.
Hz. Aişe, bu tedrîce şöyle dikkat çeker:
“Eğer içki, (İslam’ın Mekke döneminde) baştan yasaklansaydı, insanlar ‘biz bundan vazgeçemeyiz’ derlerdi…”7
İşte konumuz olan cihad meselesinde de benzeri bir tedrîc söz konusudur. Müslümanların hem sayıca az, hem de şiddetli bir baskıyla karşı karşıya kaldıkları Mekke döneminde, doğrudan savaş emredilmemiştir. Gelen ayetler, afv ve safh’dan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten bahsetmektedir. Mesela Mekke döneminde inen bazı âyetlerde şöyle denilmektedir:
“Ellerinizi savaştan çekin. Namazınızı kılın, zekâtınızı verin…”
“Güzel bir şekilde sabret!”
“Sabah akşam rızasını dileyerek Rablerine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut.”8
Şüphesiz bunun bazı hikmetleri vardır. Mesela:
1- Müslümanlar sayıca az idiler. Savaşa izin verilseydi, aleyhlerinde olurdu. Cenab-ı Hak, onların sayılarının artmasını diledi.
2- Eğer savaşa izin verilseydi, iç savaş meydana gelirdi. Çünkü Müslümanlar çeşitli evlere dağılmış bir haldeydi. Kendilerini kuvvet yoluyla savunma durumunda, her ailede kan akacaktı. Hicretten sonra ise, saflar ayrıldı. Bu mahzur ortadan kalktı.9
İşte safların ayrıldığı bu dönemde, önce şu ayetle savaş izni geldi:10
“Kendilerine savaş açılanlara, zulmedilmelerinden dolayı (savaşa) izin verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardıma kâdirdir.”11
Bu izni, daha sonra, şu gibi emirler takip etti:
“Sizinle savaşanlarla, siz de Allah yolunda savaşın. Haddi aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez.”12
“Müşrikler toptan sizinle savaştıkları gibi, siz de onlarla toptan savaşın. Bilin ki Allah, müttakilerle beraberdir.”13
1 Süyûtî, Itkan fi Ulumi’l- Kur’an, I, 26; Abdulazîm Zerkani, Menahilu’l- İrfan, Mısır, 1360 h. 1, 194
2 Yazır, II, 763
3 Nahl, 67
4 Bakara, 219
5 Nisa, 43
6 Maide, 90-91
7 Subhi Salih, Mebahis fi Ulumi’l- Kur’an, Beyrut, 1368 h. s. 56
8 Nisa, 77; Mearic, 5; Kehf, 28
9 Seyyid Kutub, fî Zılali’l-Kur’an, Daru’ş- Şuruk, 1980, I, 185-186; Sabunî, Revaîu’l- Beyan, I, 213-214
10 İbn Kesîr, V, 436
11 Hacc, 39
12 Bakara, 190
13 Tevbe, 36
