CİHADIN HÜKMÜ

Cenab-ı Hak “Allah uğrunda hakkıyla cihad edin.” ve benzeri ayetlerle cihadı farz bir görev olarak emreder.1 Cihad, normal şartlarda farz-ı kifayedir. Olağanüstü hallerde ise, farz-ı ayn olur.2 Yani ümmetin her ferdinin cihadla meşgul olması zor olduğundan, herkese farz değildir. Ümmet içinden bir topluluğun bu görevi ifa etmesi yeterlidir. Ancak -İstiklal Harbi yıllarında olduğu gibi- zor günlerde herkesin yapması gereken bir farz derecesine yükselir. Bu, toptan seferberlik ilan edilmesine benzer.

Şu ayet, normal şartlarda cihadın farz-ı kifaye olduğuna delalet eder:3

Mü’minlerin hep birden sefere katılmaları uygun değildir. Onların her kesiminden bir grup, din konusunda köklü bilgi sahibi olmak ve kavimleri seferden döndükleri zaman onları uyarmak için seferber olsun. Umulur ki sakınırlar.”4

Rivayetlere göre, bir seferden geri kalanları kınayan ayetler nazil olunca, mü’minlerin toptan seriyyelere ve seferlere katılmak istemesi üzerine, üstteki ayet nazil olmuştur.5 Rasulullahın, sefere gittiğinde bazılarını geride bıraktığı veya bazı küçük seferlere kendisinin katılmadığı, tarihi birer realitedir.

Şu ayet de, cihadın farz-ı ayn olmadığının delillerindendir:

“Mü’minlerden -özür sahipleri müstesna- oturanlarla, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olamaz. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlara üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah, her iki tarafa da ‘hüsnayı’ (cenneti) va’detmiştir…”6

Oturanlara da güzellik (cennet) va’dedilmesi, cihadın herkese farz olmadığını gösterir.7

Cihadın herkese farz olmaması, savaşmak görevinin ordunun üzerinde olması gibidir. Düşmanla savaşa ordu yeterli geldiğinde, ümmetin diğer fertlerinden bu görev düşer. Fakat yeterli gelmediğinde, seferberlik ilan edilir ve yedisinden yetmişine herkes sefere katılır; dinini, vatanını, namusunu kurtarır.

Cihadın herkese farz olmamasından, bir kısım insanların tembellik göstermeleri uygun değildir. Ayetin de dikkat çektiği gibi, mallarıyla-canlarıyla cihad edenler, oturanlardan daha üstündürler. Dünyevî menfaatlerde aza razı olmayan nefislerin, cihad gibi en mukaddes bir görevde tembellik göstererek az bir sevaba razı olmaları, elbette iyi bir hal sayılamaz.

Kaldı ki, cihadın farz-ı kifaye olması, ümmetten bir topluluğun bu göreve yeterli olduğu durumlar için söz konusudur. Belli bir topluluk cihad yükünü kaldıramadığında, bütün ümmet bu yükü omuzlamakla mükelleftir. Birkaç yüzyıldan beri Müslümanların maddî ve manevî perişaniyetinden hareketle, günümüz şartlarında cihadın farz-ı ayn, yani her Müslümana doğrudan bir farz olduğunu söyleyebiliriz.8

Burada hatıra şöyle bir soru gelebilir: Avamdan olan bir mü’min nasıl cihad edebilir ki cihad ona farz olsun?

El-cevap: Herkesin cihadı kendi şartlarına ve imkânlarına göredir. Âlim olan biri ilmiyle etrafını aydınlatarak cihad yapar. Asker, vatanın muhafızlığını yaparak cihad eder. Zengin kişi, cihad edenlere uygun zemin hazırlamak, ekonomik destek vermek suretiyle mücahid olur. Avamdan olan birinin de en azından batıldan uzaklaşıp hak ehliyle omuz omuz omuza olması onun cihadı olur. Ağzında su taşıyan meşhur karınca hikâyesini bu çerçevede hatırlayabiliriz:

Ona demişler: Nereye gidiyorsun?

Demiş: Nemrut Hz. İbrahim’i ateşe atmış, o ateşi söndürmeye gidiyorum!

Demişler: Bu kadarcık suyla ne yapabilirsin ki..!?

Demiş: En azından safımı belirlerim!

Şu hadis de bu önemli sualin cevabında bize rehberlik eder.

Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, bir tek okla, üç kişiyi cennete alır:

1- Oku yapan

2- Onu atan

3- Atan kişiye uzatan.”9

Hemen her yerde İslamî hizmetlerde bulunan kimseler içinde avamdan sayılabilecek nice kimseler olması, cihad konusunda hemen herkesin bir şeyler yapabildiğinin ve yapabileceğinin çok açık bir göstergesidir.

Şu ayet, cihadın savaş şeklindeki görünümünün de farz olduğunu bildirir:

“Hoşunuza gitmese de, kıtal (savaş) size farz kılındı. Hoşunuza gitmeyen bir şey hakkınızda hayırlı olabilir. Hoşunuza giden bir şey de, hakkınızda şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”10

Savaş, arzu edilen bir şey olmamakla beraber, kaçınılması mümkün olmayan bir realitedir.11 Savaşın mahiyetinde, tahrip etmek, kan dökmek, yaralanmak, ölmek… gibi nefsin hoşuna gitmeyen şeyler vardır. “Hoşunuza gitmese de” ifadesi bu noktaya dikkat çeker. Savaş, bizâtihi değil, li gayrihi güzeldir. Yani, zatında güzel değil, ama neticeleri itibariyle güzeldir. Çünkü Allah yolunda savaşmakta, “düşmanın fenalığını def, Müslümanların yükselmesini temin…” gibi güzel neticeler vardır.12

Savaşın zatı itibariyle değil, neticeleri yönüyle güzel olması, şifa için acı ilacı içmeye, kazanç ümidiyle yolculuğun zorluklarına katlanmaya benzer.13 Acı ilacı içmeyen, sıhhat gibi tatlı bir neticeye ulaşamaz. Zorluklara katlanmayan muvaffak olamaz. Yeri geldiğinde savaşmayan da, dünya ve ahiret mutluluğunu yakalayamaz; dünyada düşmanlarına mağlup olur, ahirette de İlâhî emre muhalefetin cezasını çeker.

1 Hac, 78. Ayrıca bkz. Maide 35, Tevbe 41, 73, 86, Furkan 52, Tahrîm, 9…

2 Abdullah Bin Mahmud Mevsılî, İhtiyar li Ta’lîli’l- Muhtar, Çağrı Yay. İst. 1980, IV, 117; İbn Rüşd, Bidayetü’l- Müctehid Nihayetü’l Muktesid, Daru’l- Marife, Beyrut, 1988, I, 380-381; Ebu Abdullah Kurtubî, el-Cami li ahkami’l- Kur’an, Daru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1993, III, 27; Ebu’l- Fadl Âlûsî, Ruhu’l-Meânî, Daru İhyai’t- Türasi’l- Arabî, Beyrut, 1985, II, 106; W. Madelung, Dictionary of the Middle Ages, “Cihad” md. VII, 110

3 Râzî, XVI, 225-226; İbn Rüşd, I, 380-381; Kurtubî, VIII, 186; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslamiye ve Istılahat-ı Fıkhiye Kamusu, Bilmen Yay. İst., III, 358-359; Kâdiri, el-Cihadu fî Sebilillah, I, 59-60

4 Tevbe, 122

5 Râzi, XVI, 225-226

6 Nisa, 95

7 Râzi, XI, 9; Kâdiri, I, 60

8 Nursî, Asar-ı Bediiyye, İttihad Yayıncılık, İst. 2002, s. 592, 721; Hasan Benna, Risaletu’l- Cihad (Resailu Hasan el-Benna içinde), Daru’l- Endülüs, Beyrut, 1965, s. 53; Kâdiri, I, 63; Gazali, s. 312

9 Ebu Davud, Cihad, 23; Tirmizi, Fedâilu’-Cihad, 11

10 Bakara, 216

11 İbn Haldun, Mukaddime, el-Mektebetu’t- Ticariyye, Mısır, s. 270-271; Reşid Rıza, Tefsîru’l- Menar, Mektebetu’l- Kahire, Mısır, X, 364; Muhammed Hamîdullah, Hz. Peygamberin Savaşları, Ter. Salih Tuğ, Yağmur Yay. İst., 1981, s. 14

12 Şibay, MEB. İslâm Ans. “Cihad” md. III, 169; Bilmen, III, 356; Abdürabbih, Felsefetü’l- Cihad fi’l- İslâm, s. 42; Ahmet Özel, İslam Hukukunda Milletlerarası Münasebetler, s. 48

13 Râzi, VI, 27; Sabunî, Revâiu’l- Beyan, Dersaadet Yay. İst. 1, 245; Kurtubî, III, 27-28; Âlûsî, II, 106

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir