KITAL AYETLERİNİN, SABIR AYETLERİNİ NESHETMESİ

İslam’ın Mekke döneminde Müslümanlar sayıca az idi. Toplumda hâkim olan inanç, putperestlik ti. Bu dönemde müşriklere karşı sabır emreden ayetler inerken, Medine döneminde önce savaşa izin verildi, sonra da savaşa emredildi.

Medine döneminde savaşı emreden âyetlerin gelmesi, Mekke döneminin ilgili hükümlerini geçersiz mi kılmıştır, yoksa o âyetlerin hükmü her zamanda geçerli midir?

Bu mesele, Tefsir ve İslam Hukuku kitaplarında “nesh” başlığı altında çeşitli yönleriyle ele alınmaktadır. Biz burada konumuzu ilgilendirdiği çerçevede değerlendirmelerde bulunacağız. Şöyle ki:

Tevbe Sûresi, en son nâzil olan sûrelerdendir. Bu sûrede savaşla ilgili pek çok ayetler vardır. Mesela şu iki âyete bakalım:

“Müşrikler sizinle toptan savaştıkları gibi, siz de onlarla toptan savaşın!”1

“Haram aylar çıktığında, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, onları hapsedin. Onları her gözetleme yerinde bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirlerse, onları serbest bırakın. Çünkü Allah, Gafur’dur, Rahîmdir (çokça affeder, merhamet eder.)2

Bu iki ayet, “kıtal ayeti” veya “seyf ayeti” diye meşhurdur. Bir kısım tefsirlerde ve Kur’an meallerinde, Mekke döneminde sabrı, affı tavsiye eden ayetlerin izahında, “kıtal ayetleriyle mensuhtur”, yani, “savaşı emreden üstteki ayetler indikten sonra, bu ayetin hükmü lağvedilmiş, yürürlükten kaldırılmıştır”, derler. Hâlbuki mensuh olduğunu söyledikleri ayetler bir merhaleyi, kıtal ayetleri ise, bir başka merhaleyi gösterir. Şöyle ki:

Cenab-ı Hak, Müslümanlar zayıf ve az olduklarında sabır ve safhı, kuvvetli olduklarında ise, savaşı emretmiştir. Bu ayetlerde, bir nesih (eski hükmü ortadan kaldırma) söz konusu değildir. Nesih, artık uygulanması caiz olmayacak şekilde hükmün ortadan kaldırılmasıdır. Yoksa belli bir sebepten dolayı emredilen bir meselede, başka bir sebeple yeni bir hükme geçilmesi, nesih değildir.3 Müslümanların za’fa düştükleri hallerde, ezaya sabrı ve affı emreden ayetler yine yürürlüktedir.

Bunu, şöyle bir örnekle daha iyi anlayabiliriz: Otobüste seyahat ederken, çocuğumuza “sakın şoförle konuşma!” desek, seyahat bitiminde de “artık onunla konuş” diye söylesek, ikinci sözümüz birincinin hükmünü neshetmez. Çünkü iki farklı durum söz konusudur. Seyahat esnasında şoförle konuşmak kazaya sebebiyet verebileceğinden, onunla konuşmamak uygundur. Seyahat bittiğinde ise, böyle bir mahzur söz konusu olmadığından, rahatlıkla onunla konuşulabilir. Yeni bir seyahate çıkıldığında ise, birinci sözümüz yine aynen geçerlidir.

1 Tevbe, 36

2 Tevbe, 5

3 Rıza, X, 199; Mahmud Şeltüt, el-Kur’an ve’l-Kıtal, Daru’l- Feth, Beyrut, 1983, s., 85-88; Zeydan, Şerîatu‘l- İslâmiyye ve’l- Kanunu’d- Düveliyyi’l- Âmm, Müessesetü Risale, Beyrut, 1988, s., 60;

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir