İnsan kalbi güzele, güzelliğe meftundur. Bütün güzellikler Allah’tandır. Bütün bu güzellikleri veren Allah’ı en şiddetli bir muhabbetle sevmek gerektir. Allah’ı seven, elbette O’ndan korkacaktır da…
Hamdi Yazır sevgi-korku ilişkisini şu veciz ifadelerle anlatır:
“Muhabbet yükseldikçe, mehafet (korku) da yükselir. Yükselme zevki, düşme korkusuyla orantılıdır.” (II, 932)
Rasulûllahın, Allah’ı en çok seven kişi olmasıyla beraber, O’ndan en çok korkan yine kendisi olmasına üstteki yorumun penceresinden bakılabilir.
Allah’ı bilen, elbette O’nu sever, O’nun sevgisini her şeyin üstünde tutar. Diğer sevdiklerini de, Allah namına sever. “İnsanlardan kimi de Allah’tan başka şeyleri O’na eş ve benzer edinirler, onları Allah sever gibi severler. Hâlbuki mü’minlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir” (Bakara, 165) ayetinin açıklamasında, Hamdi Yazır şöyle der:
“Bu ayet bize gösteriyor ki, ûluhiyet manasında son derece muhabbet bir esastır ve mâbud, en yüksek mahbuptur. Böyle son derece sevilen şeyler, ne olursa olsun mâbud ittihaz edilmiş olur. Muhabbetin hükmü ise, itaattir. Ve bunun için mâbud, son derece muta’ olur, itaat edilir.” (I, 572)
