1- Telepati
Telepati, zihinden zihne yapılan haberleşmede düşüncelerin sessiz dilidir. Yıllardır hasret kaldığı oğlu Yusuf’un kokusunu Hz. Yakubun uzak bir mesafeden duyması, böyle bir duruma bir misal olabilir. (Yusuf, 94)
Hamdi Yazır, bu olayla ilgili şöyle der:
“Hz. Yakub’un hassasiyeti ne kadar incelmiş ve hüznü ile gözler ağardıktan sonra koku alma hissi ne kadar artmış olursa olsun, kafilenin ayrılışı ânına kadar Mısır’dan bir Yusuf kokusu duymayıp da şimdi duymuş olması gösterir ki, bunun sırr-ı hikmeti onun hassasiyetinde değildir… Zamanımız fen ve felsefesi bu gibi âdet dışı olayları izah edememekle beraber, inkâr dahi etmeyip ‘telapati’ unvanı altında tasnif ve mütalâa etmektedir.” (IV, 2918-2919)
Hamdi Yazır, daha sonra bu konuda kendi tecrübelerinden birini şöyle anlatır:
“Talebeliğimde bir gün okuldan çıkıp ikametgâhıma geldim. Pencerenin önüne oturur oturmaz birden büyük amcam hatırıma geldi, kalbime derin bir hüzün çöktü. Ağlamak istedim. Hâlbuki başka zamanlar onu hatırladığımda bir neşe ve inşirah duyardım. Bu gün bu hatırlamanın bu tarzda olmasından o günün tarihini kaydettim. On beş gün sonra memleketten posta ile mektup aldım. Babam, o gün amcamın vefat ettiğini… yazıyordu.” (IV, 2920)
2- Te’vilü’l- Ehadîs
Hz. Yakub, oğlu Yusuf’un rüyasını tabir ederken, “Rabbin seni seçecek ve sana te’vilü’l- ehadîsi öğretecek” der. (Yusuf, 6) Ayette geçen te’vilü’l- ehadîs hakkında Hamdi Yazır şu açıklamaları yapar:
“-Nefiste meydana gelen ve vâkıa taallûk ciheti gizli bulunan sözlerin vâkideki meallerini tayin etmek, yâni rüya tabir eylemek.
-Veya vahiy ve İlâhî işaretlerin ğavamızını, ledünniyatını anlamak.
-Veyahut hâdisattan ilerde varacağı hakikati anlamak ilmi.” (IV, 2848)
3-Nazar
Nazar, hemen her insanın az çok farkına vardığı bir olaydır. Hamdi Yazır bunu şöyle değerlendirir:
“Öfkenin bedende bir hükmü olduğu gibi, gözlerin de karşılarındakine bakışlarına göre iyi veya kötü bir hükmü vardır. Kimi elektrik gibi dokunur, çarpar, mıknatıslar, manyetize eder. Kimi meclub olur, kimi de aldığı teessürle hasedinden bir ğayza düşer, türlü türlü suikasde, mekirlere kalkışır.” (VIII, 5305)
Bir çocuğun masum bakışıyla, bir düşmanın hain bakışı elbette bir değildir. Biri okşayıcı, biri çarpıcıdır. Uzaktan kumanda aleti televizyona tesir ettiği gibi, nazar dahi, insanlar üzerinde tesir yapar. Kâmil insanların bakışları insanı rahatlatır. Hâsid insanların nazarları ise, insanı rahatsız eder.
4- Sihir
İnsanların merak ettiği konulardan biri sihirdir. Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Musa’nın sihirbazlarla mücadelesi, Hz. Süleyman devrinde Babil kentinde sihrin yaygınlaşması olayları anlatılır. Ayrıca sihirle ilgili başka konulara da yer verilir. (Mesela bkz. Bakara, 102; A’raf, 116; Taha, 66) Bütün bu ayetlerden sihrin bir hakikati olduğu anlaşılmaktadır.
Hamdi Yazır meseleye şöyle yaklaşır:
“Sihir, nefsinde bir harika değildir. Yâni, devam edegelen sebepler hilâfına olarak bizzat İlâhî iradeyle zuhura gelen olaylardan değildir. Onun herhalde teşebbüs olunabilecek özel veya daimi bir sebebi vardır. Şu kadar ki, o sebep herkes için malûm olmadığından harika gibi tahayyül olunur.” (I, 441)
Faraza, bin yıl öncesinde yaşamış bir insan, zaman tüneliyle asrımıza uğrasa, gördüğü teknolojik harikalar karşısında âdetâ küçük dilini yutacaktır. Meselâ dev uçakların havada kuşlardan süratli uçmasını dehşetle izleyecek, TV’deki yayınları şaşkınlıkla seyredecek, küçük bir telefonla dünyanın her tarafıyla irtibat kurulmasına bir türlü akıl erdiremeyecek ve bütün bu olayları belki de beşer üstü birer mûcize sanacaktır. Hâlbuki bütün bu harikalar, beşere ihsan edilen akıl nimetiyle keşfedilmiş, belli sebeplerle ortaya konulabilen şeylerdir. Onun gibi, sihrin de teşebbüs olunabilecek bazı sebepleri vardır. Bu sebeplere yapışanlar, diğer insanların harika zannettikleri şeyleri yapabilmektedir.
