Bir zengin sadece “elhamdülillah” diyerek şükretmiş olmaz!
“Ey Davud hanedanı, şükür olarak çalışın. Ama kullarım içinde hakkıyla şükredenler çok azdır.”1
Hz. Davud’a hem maddi hem de manevi saltanat verilmişti. Verilen bu saltanat şükrü gerektirmekteydi. Allahu Teâlâ böyle bir emirle Hz. Davud ve emsali imkân sahiplerine çalışarak şükürde bulunmalarını emretti.
Her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Mesele, kendisine güzel ses verilen biri, Kur’an okumak ve ilahi söylemek gibi müsbet işlerde kullanmak suretiyle bu sesin şükrünü eda edebilir. İlim sahibi biri bu ilminden başkalarını da yararlandırarak bu nimete şükredebilir. Zengin birinin de bu zenginliğe şükrü “elhamdülillah Allah beni zengin kıldı” diyerek değil, bu zenginlikten muhtaç olanları da istifade ettirerek olmalıdır. Ticari kabiliyeti olan birinin iş yerleri açarak başkalarının ekmek parası kazanmasına vesile olması, o kabiliyetin gereğini yapmaktır ve bir çeşit şükürdür.
1 Sebe, 13
