Asıl zenginlik gönül zenginliğidir.
Dünya malı dünyada kalır.
“Firavun” denildiğinde siyasi zulüm ve baskının en belirgin bir örneği hatıra geldiği gibi, “Karun” denildiğinde de malıyla şımaran ve onu başkalarıyla paylaşmayan bir insan tipi hatıra gelir.
Karun, Hz. Musa’nın kavminden idi. O kadar serveti vardı ki, hazinelerinin sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk taşımaktaydı. O ise, bu muazzam servetin Allah’tan olduğunu kabul etmedi, kendi hüner ve marifetiyle kazandığı iddiasında bulundu. Servetini muhtaçlara Allah yolunda dağıtmak yerine, bu servetle gururlandı.
Onu bu servet ve şaşaa içinde gören bir kısım insanlar, “keşke bizim de böyle bir servetimiz olsa” dediler. Sonunda bu mağrur insan, sarayıyla beraber yerin dibine geçirildi.1
Hemen her devirde ve her toplumda Karun tipine rastlamak mümkündür. Karun yerin dibine geçirilip de benzeri zenginler kurtulmuş değillerdir. Eceli gelen her zengin, bir fakir olarak yerin altına alınmıştır.
1 Bkz. Kasas, 76-82
