Kıraathaneden Kahvehaneye

Gün bu gün, dem bu dem, an bu an.

Eskiden insanımız boş vakitlerinde kıraathaneye gidermiş. Kıraathane, “okuma evi” anlamında olup, buraya gelenler kitap okuyarak veya sohbet ederek vakit değerlendirirlermiş. Günümüzde ise buraların kahvehaneye dönüştüğünü görmekteyiz. Nice insanımız bir kısım vaktini kahvehanelerde geçirir. Buralara gelenler dumanlı bir ortamda “vakit öldürmekte”, farkına varmadan “zaman katili” olmaktadırlar.

Zaman bir su gibi akıp gider. Bir kuş gibi elimizden uçuverir. Her gün bize verilen yirmi dört saatlik zaman dilimi, gerçekte yirmi dört altından daha değerlidir. “Vakit nakittir” sözü, vaktin kıymetini nazara verir. Fakat şurası da unutulmamalıdır ki, aslında vakit nakitten daha değerlidir. Zira para ile zamanı satın alabilmek mümkün değildir. Zamanın çarkları hep ileriye doğru dönmekte, bir saniye bile geriye gitmemektedir.

İnsan, zamanını an be an değerlendirmekle yükümlüdür. Dostoyevski, bu konuda şu muhteşem vecizeyi söyler:

“Yeniden dünyaya gelseydim, saniyelerin nabzını tutardım.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir