VI. Bölüm EVRENSEL VE TOPLUMSAL BARIŞ, İslam ve barış

Evrensel ve toplumsal barış, insanlığın iyiliğini düşünen kimseler için devamlı bir ideal olarak kalmıştır. Şüphesiz böyle bir barış insanlığın lehine bir durum olacaktır. Fakat realitede bu güne kadar hedefe tam olarak varılmamıştır.

İslâmiyet, hem Müslümanları, hem bütün insanlığı içine alan bir barışı hedefler. Zaten İslâm kelimesi, “barış” anlamına gelen “silm” kökünden müştaktır. Allah’ın isimlerinden biri “Es-Selam”dır. Müslümanlar, birbirleriyle karşılaştıklarında “selamün aleyküm” derler, birbirlerine barış ve esenlik dilerler. Mescid-i Haram’ın kapılarından biri “Babus-Selam”, cennetin tabakalarından biri “Darus-Selam”dır.

İşte bütün bunlar, İslam’ın ne derece barışla iç içe olduğunu, barışı hedeflediğini gösterir. Ayrıca, karı-koca geçimsizliğinden bahseden ayette “sulh hayırlıdır”1 hükmü, kıyas yoluyla başka geçimsizlikler için de geçerlidir.

“Ey iman edenler! Hepiniz toptan barışa gidin ve şeytanın adımlarına uymayın…”2 ayeti, ehl-i imana barışı emreder.

Ancak bunu söylerken, “İslam’da savaş yoktur” gibi bir iddia peşinde değiliz. Yeri geldiğinde elbette savaş da kaçınılmaz olur. Fakat müfessir Beydavi’nin de dikkat çektiği gibi, savaş “ahirud- deva”dır, yani son çaredir.3

İslam’da asıl olan, savaş değil barıştır. Savaş, ya saldırgan düşmana, ya da İslâm’ın tebliğine engel olanlara karşı yapılır. Gayr-i müslim ülkeler, Müslümanlara saldırmadığı ve ülkelerinde İslam’ı tebliğe izin verdikleri müddetçe, kendileriyle savaşılmaz. Rasulullah’ın şu sözü, İslâm’da barışın asıl olduğunu ifade eder:

“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı istemeyin, Allah’tan afiyet dileyin. Onlarla karşılaştığınızda ise, sabredin. Biliniz ki, Cennet kılıçların gölgesi altındadır.”4

İslâm, hayatı mukaddes tanır. Bir masumu öldürmeyi bütün insanları öldürmek gibi kabul eder. Bir hayata vesile olmayı da, bütün insanların hayatına vesile olmak gibi sayar.5

İslâm, öldürmek için değil, diriltmek için gelmiştir.

“Ey iman edenler! Peygamber size hayat verecek olan şeylere sizi çağırdığında, Allah’a ve Rasulü’ne icabet edin!”6 ayetinde bu inceliği görmek mümkündür. Hudeybiye’ye 1400 sahabiyle gelen Rasulullah’ın, iki sene sonra 10.000 sahabiyle Mekke’yi fethe gitmesi, İslam’ın barış ortamında yayıldığının güzel bir delilidir.

İslam’ın kitlelere daveti, Hudeybiye Barışı’ndan sonra gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber, ulaşabildiği idarecilere elçiler göndererek, onları Allah’ın dinine davet etmiştir. Bizans, İran, Habeşistan, Mısır, Umman, Bahreyn, Suriye kralları bunlardan bazılarıdır.

Getirdiği esasların sağlamlığı, hakikatlerinin güzelliği ve onu tatbik eden Müslümanların güzel ahlakı, on dört asır boyunca, başka din mensuplarının fevc fevc İslâm’a girmelerine vesile olmuş ve olmaya devam etmektedir.

İslam’da barışı iki noktadan ele alabiliriz:

1- Müslümanlarla barış.

2- Gayr-i müslimlerle barış.

1 Nisa, 128

2 Bakara, 208

3 Beydavi, II, 211

4 Müslim, Cihad, 20

5 Maide, 32

6 Enfal, 24

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir