İnsan bir kısım zaaflara sahiptir. Kur’an, onun bu yönünü şöyle bildirir:
“İnsan zayıf yaratıldı”1
“O (Allah) ki, sizi zayıf bir şekilde yarattı. Sonra zaaftan sonra size bir kuvvet verdi. Kuvvetten sonra da sizde bir zaaf ve ihtiyarlık meydana getirdi.”2
İnsan hayatı zaaflarla başlamakta, zaaflarla bitmektedir. Bir bebeğin ne kadar aciz ve güçsüz olduğu gözler önündedir. Bu güçsüzlük gençlik ve olgunluk zamanında yerini kuvvete bırakmakta, ama devamında gelen ihtiyarlık döneminde insan âdeta çocukluk döneminin güçsüz dönemini yeniden yaşamaktadır.
Bir de “bazı şeylere düşkünlük” anlamında zaaflarımız vardır. Şu ayette bu zaafların önde gelenlerine şöyle işaret edilir:
“Kadınlar, oğullar, yığınla altın ve gümüş, cins atlar, en’am (koyun, keçi, sığır, deve) ve ekinler gibi hubbu’ş-şehevat insanlara süslü gösterildi.”3
Hubbu’ş-şehevat, şehvet duyulan şeylerdir. Bunun şehevat şeklinde ifadesi insanların bunları sevmede kendilerini iyice kaptırmaları, hatta “şehvet sevdalıları” hâline gelmelerine bir imadır. Bunların süslü kılınması, insanın bunlara fıtraten düşkünlüğünü ifade eder. İnsan, bütün bunlarla imtihan edilmektedir. Ayette geçen “cins atlarının” yerini, herhalde günümüzün mekanik araçları almıştır.
Şüphesiz zaaflarımız bunlardan ibaret değildir. Başka ayetlerde diğer bir takım zaaflarımıza dikkat çekilir. Bunlardan bazıları şunlardır:
Acelecilik: İnsan, peşin lezzetlere müpteladır. Dünyanın hazır lezzetleri, ahiretin daimi lezzetlerine nisbetle hiç hükmünde olduğu halde, o tutar peşin dünya lezzetlerine müşteri olur. “İnsan çok acelecidir” ayeti insanın bu zaafına dikkat çeker.4
Şu ayetler de aynı manayı te’yid etmektedir:
“Bir kısım insan vardır ki, ‘ya Rabbena, bize dünyada ver’ der. Bunların ahirette hiç bir nasibi yoktur.”5
“Hayır, hayır! Doğrusu siz peşin olanı seviyor, ahireti bırakıyorsunuz.”6
“Gerçek şu ki şu insanlar peşin olanı (bu dünyayı) seviyorlar. Önlerindeki ağır bir günü ise arkaya atıyorlar.”7
Mala Düşkünlük: İnsan, fıtraten kendi çıkarının peşinde koşmak ister. Eğer, ciddi bir nefis terbiyesinden geçmemişse, hep kendine çalışır. Şu ayette insanın bu tür zaaflarını görmek mümkündür:
“İnsan helu’ (hırslı) yaratıldı. Kendisine bir zarar dokunduğunda feryadı basar. Bir mal isabet edince de, bunu başkalarından sakınır.”8
Hz. Peygamberin şu ifadesi de insanın bu zaafıyla ilgilidir:
“Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikinci bir vadi dolusu altın ister. Onun ağzını ancak toprak doyurur.”9
Nisyan (Unutmak): İnsan, unutkan bir varlıktır. Bu, ilk insanda da kendini açıkça gösterir. Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’in unutmasını şöyle bildirir:
“Doğrusu daha önce Âdem’den ahit almıştık da, unuttu…”10
Bu unutma, yasak ağaçtan yeme ile alakalıdır. Hz. Âdem ve eşi Havva’ya “cennete yerleşin. Onun nimetlerinden dilediğiniz gibi bolca yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” denilmiştir. Onlar ise, şeytanın vesvesesiyle yasak ağaçtan yerler; ceza olarak bu dünyaya gönderilirler.11
Âdem’in evlatları da “günah ağacıyla” imtihan edilmektedir. Fakat aynı nisyan, Âdemoğullarında da kendini göstermektedir. “Neciyim? Nereden gelip nereye gidiyorum? Bu dünyada benim görevlerim nelerdir?” şeklinde pek çok sorunun cevabı, ekser insanlar tarafından unutulur. Hâlbuki bu insan, Cenab-ı Hakkın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna “evet, Rabbimizsin” cevabını vermiştir.12
Yani insan fıtratı itibarıyla “Rabbim Allah’tır” diyecek şekilde programlanmıştır. Nitekim deprem gibi zor zamanlarda -kaza anında arabadaki hava yastığının devreye girmesi misali- insanın bu tabiatı devreye girer, kişi “fabrika ayarlarına” dönerek o anda “Allah” der, Ona yalvarır.
Beşerî Zaaflarımızla İlgili Genel Bir Değerlendirme:
1- İnsanın mahiyetinde yer alan zaaflar, insanın manevi ilerleyişinde mühim birer esastır. Meleklerde böyle zaaflar olmadığından, onlarda mücadele de yoktur. Mücadele olmayınca ilerleme söz konusu değildir. Melekler engelsiz olarak yollarında yürürler. İnsan ise, nefsinden ve hariçten binlerce engel arasında düşe kalka yoluna devam eder.
2- İnsan, bu zaaflarıyla imtihan edilmektedir. Kur’an bunu şöyle ifade eder:
“Biz sizleri bir fitne/ imtihan olarak şerle ve hayırla denemekteyiz.”13
“O Allah ki, hanginizin amelce daha güzel olduğunu ortaya koymak için ölümü ve hayatı yarattı”14
Mesela insan rızık noktasında, “meşru yollardan mı kazanacak, yoksa gayr-i meşru yollardan mı? Helal şeylerden mi yiyecek, yoksa haramlardan mı?” şeklinde ciddi bir denemeye tabi tutulur. Eğer böyle bir imtihan söz konusu olmasaydı, elma kurdunu elmanın içinde doyuran İlâhî kudret her an ihtiyacımız olan havayı bize kolayca gönderdiği gibi, her taraftan rızkımızı ayağımıza getirirdi. Şu ayette bu noktalara dikkat çekilmektedir:
“Şayet bütün insanlar (küfürde) bir tek ümmet haline gelecek olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını gümüşten yapardık, keza üzerine çıkacakları merdivenleri de. Onların evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık. Daha nice altın ziynetler (verirdik). Bütün bunlar dünya hayatının geçici metaından ibarettir. Ahiret ise Rabbinin katında takva sahipleri içindir.”15
3- Beşer tabiatında yer alan bu zaaflar, insanlık âleminde meydana gelen dalgalanmaların, çalkantıların, ihtilallerin, müsbet ve menfi gelişmelerin temelini teşkil ederler. Zira insanlar fıtraten düşkün oldukları şeylerin ardında koşarken, bir kısmı fazilet yolunda gider, bir kısmı rezalet yolunda… Bir kısmı tiryak olur, bir kısmı zehir… Bir kısmı fayda verir, bir kısmı zarar…
4- Beşerî zaaflarımız, aşılamayacak zaaflar değildir. Zira “Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.”16
Cimri biri, iyi bir terbiye ile cömert olabileceği gibi, sırf dünyaya çalışan birisi ahirete imanının kuvvetlenmesiyle her işini ahirette sevap verecek şekilde yapabilir.
1 Nisa, 28
2 Rum, 54
3 Âl-i İmran, 14
4 İsra, 11
5 Bakara, 200
6 Kıyame, 20-21
7 İnsan, 27
8 Mearic, 19-21
9 Müslim, Zekât, 117
10 Taha, 115
11 Bakara, 35-37
12 A’raf, 172
13 Enbiya, 35
14 Mülk, 2
15 Zuhruf, 33-35
16 Bakara, 286
