I. Bölüm İNSAN, Bir yeryüzü halifesi

Uçsuz bucaksız uzayın derinliklerinde küçük bir gezegende yaşayan insan; cismiyle, maddesiyle küçük bir varlıktır, fakat ruhuyla, manasıyla “yeryüzünde bir halifedir.”1 Yani, yeryüzünde her şey emrine verilmiş, istifadesine arzedilmiştir. Kendisine bahşedilen aklı iyi kullanmak şartıyla, bütün varlıkları istihdam edebilir, ihtiyaçları için kullanabilir. Hatta yer dar gelirse havaya da hükmedebilir, uzayda araştırmalara çıkabilir.

O, göklerin, yerin, dağların yüklenmekten kaçındıkları “büyük emanetin taşıyıcısıdır.”2 Yani, o koca gökler, madde olarak yeryüzü ve büyük büyük dağlar doğrudan Allaha muhatap olamazken, bu küçük insan isim ve sıfatlarıyla Onu tanır, ona muhatap olur.

“Biz Âdemoğullarını mükerrem kıldık” ayetinin mazharıdır.3 Bu İlâhî ikrama mazhariyetin göstergesi olarak, karada ve denizde bineklerle taşınmış, en güzel yiyeceklerle rızıklandırılmıştır. Mesela, atın özelliklerine bakıldığında “insan binsin” diye yaratıldığı gayet açıktır. Öte yandan koca deniz de onun emrine amadedir. Bir yol yapma zahmeti olmaksızın dağlar gibi gemiler üzerinde gidecek özellikte var edilmiştir. Hele insanın rızık listesine bakılırsa, onun Allah nezdinde ne kadar itibarlı ve saygın bir konumda olduğu görülür. Cismen insandan daha büyük olan inek ona süt sunarken, zehirli iğneye sahip olan arı ona en şifalı bir balı takdim eder…

Bir yönüyle o, “yeryüzünde fesat çıkaran, kan döken” bir varlıktır. Fakat diğer yönüyle ise, “talim-i esma”ya mazhar kılınmıştır.4 Eşyanın isimlerini, neye yaradıklarını bilir, varlık âlemlerinin sırlarına muttali olur. Eşyanın mahiyetine nüfuz ederek onlardan yararlanır, ulaştığı ilim ve teknoloji ile hayatını daha kaliteli ve müreffeh hale getirir.

“Ey insanlar! Siz Allah’a karşı fakirsiniz”5 ayetinin hükmüyle, bu insan son derece aciz ve zayıftır, fakir ve muhtaçtır. Fakat diğer taraftan o, “ey insanlar!”, “ey iman edenler!” gibi ayetlerin işaretiyle, Allah’a muhataptır.

Öyle görülüyor ki, âlemin merkezinde dünya, dünyanın merkezinde hayat, hayatın merkezinde ise insan vardır. Koca güneş, ay ve yıldızlar, hava, su ve toprak hayata hizmet eder. Bitkileriyle, hayvanlarıyla bütün canlılar insana faydalı olacak şekilde dizayn edilmişlerdir. Bunun sonucu olarak insan, hemen her bitkiden veya hayvandan faydalanabilmektedir.

İnsanın da hayatının merkezinde rızık bulunur. Hemen her insan hayatını devam ettirebilmek için rızık teminine muhtaçtır. Buna çalışırken, tabiatında var olan bencilliğine mağlup olup haksızlıklar yapabilir veya başkalarının bencilliğinden kaynaklanan sıkıntılar yaşayabilir. Bundan dolayı, toplum hayatı süt liman dalgasız bir denizden ziyade, dalgalı bir deniz görüntüsündedir. Platonun “ideal devleti” gibi teorilerde bu problemler çözümlenmiş olsa bile, reel hayatta hiçbir zaman tozpembe bir görüntü olmamıştır. Bununla beraber, problemlerin varlığı toplum hayatını renklendirmekte ve hareketlendirmektedir. Problemlerin olmadığı bir hayatta her şey rutine biner, heyecan kaybolur, insanın derununda bulunan kabiliyetler açığa çıkmaz. Herhalde bu kadar gürültüsüne ve problemlerine, taşkınlıklarına ve şaşkınlıklarına rağmen insanın yeryüzüne halife kılınmasına, meleklere tercih edilmesine sebep olan sır da bu olsa gerektir. Meleklerin hayatı, engelsiz at yarışları misaliyle ifade edilirse, insanın hayatını engelli at yarışlarına benzetebiliriz. Engelli yarışlarda düşmek de vardır, ama bu yarışlar diğerlerine nisbeten çok heyecanlı ve renklidir.

1 Bkz. Bakara, 30

2 Ahzab, 72

3 İsra, 70

4 Bakara, 30-31

5 Fatır, 15

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir