Gayr-i Müslimlerle Barış

İslâmîyet, cihan-şümul (evrensel) esaslar getirmiştir. Bunu, barışla ilgili ayetlerde de görmek mümkündür. Şöyle ki:

“Onlar için gücünüzün yettiğince kuvvet ve savaş atları hazırlayın…” ayetinin peşinden şu esas emredilir:

“Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah’a dayan…”1 Zira asıl maksat savaş değil, silm u selamettir.

Müslümanlar, en muazzam güce sahip olmalıdırlar. Fakat bu güç, düşmanları imha için değil, onları caydırmak için kullanılmalıdır. Karşı taraf barışa meylederse, Müslümanlar da meyletmelidirler. “Fırsat bu fırsat” deyip onları toptan imha etmek uygun görülmemiştir.

Emredilen barış, izzetli bir barıştır. Yoksa zillet içinde barış istemek, Müslümana yakışmayan bir harekettir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle emreder:

“Gevşeklik edip de barış istemeye mecbur kalmayın…”2

Bu ayetten maksat, Hamdi Yazır’ın da işaret ettiği gibi, barışı reddetmek değil, gevşeklik edip de, zillet ile barışa talip olmamaktır.3

Savaşı emreden ayetlere bakıp da, barışı teşvik eden ayetleri görmemek, İslâm’ı bir bütün olarak tanımamak demektir. “İslâmiyet kılıçla yayılmıştır” iddiasında olan bazı müşteşrikler (oryantalistler) bu hataya düştüğü gibi, zaman zaman bazı Müslümanlar da düşmektedirler. Böyle bir hataya düşmemek için, şu gibi esaslar gözden uzak tutulmamalıdır:

Mekke’nin fethi öncesi nazil olan Mümtehine suresinde, Müslümanlara şu müjdeli haberler gelir:

“Olur ki Allah, sizinle düşmanlarınız arasında bir sevgi meydana getirir. Allah kadîr’dir ve Allah bağışlayıcıdır.

Allah, din hususunda sizinle savaşmamış, sizi yurdunuzdan çıkarmamış kimselere iyilik yapmanızı ve adaletle muamele etmenizi yasaklamaz. Allah, âdil olanları sever.

Allah ancak din hususunda sizinle savaşan, sizi yurdunuzdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım edenlerin dostluğundan sizi meneder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”4

Görüldüğü gibi, bu ayetlerde, din düşmanı zalimlerle, böyle olmayanlar ayırt edilmiştir. Ayrıca, birinci ayette, Mekkeli müşriklerle, Müslümanlar arasında bir dostluk meydana geleceğine işaret edilmiştir. Zira ayetteki “olur ki” kelimesi Cenab-ı Hakk’a nisbet edildiğinde, kat’iyet ifade etmektedir. Va’dedilen bu sevgi, Mekke’nin fethiyle gerçekleşmiş, müşrikler İslâm’a girerek Müslümanlarla kardeş olmuşlardır.

Müslümanlar, evrensel ve toplumsal bir barış için çok güçlü olmak zorundadırlar. Bu konuda şu ayet son derece dikkat çekicidir:

“Onlar (düşmanlar) için gücünüzün yettiğince kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Bununla Allah düşmanını, sizin düşmanınızı ve Allah’ın bilip de sizin bilmediğiniz düşmanlarınızı korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, asla haksızlığa uğratılmazsınız.”5

Ayette, “…düşmanlarınızı korkutursunuz” denilmesi, dikkat çekici bir husustur. Müslümanlar her türlü maddi-manevi kuvvete sahip olacak, fakat bunu karşı tarafı imhada değil, korkutmakta kullanacaktır. Müslümanların kuvvetli olması gayr-i müslimlere karşı caydırıcı bir unsur olacaktır.

İçinde yaşadığımız toplum, çok renkli bir mozaik gibidir. Halkın büyük bir çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte, Hristiyan ve Yahudi gibi başka din mensupları da aynı toplumda Müslümanlarla iç içe yaşamaktadır. Ayrıca, Müslümanlar arasında Hanefi-Şafii gibi değişik mezhepler, değişik cemaatler, Alevi-Sünni gibi farklı sosyal gruplar vardır. Ayrıca, etnik köken bakımından pek çok etnik grup beraberce bulunmaktadır. Bir de son zamanlarda bazı çevreler “Laik-anti laik” ayrımını başlatmışlardır.

1 Enfal, 60-61

2 Muhammed, 35

3 Yazır, VI, 4398

4 Mümtehine, 7-9

5 Enfal, 60

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir