İnsan, kâinatta en seçkin varlık. Allah’ın has muhatabı. Tek başına bir âlem. Arzın halifesi. Büyük emanetin taşıyıcısı. Bedeniyle, ruhuyla Allah’ın antika san’atı.
Göldeki balina misali, kâinata sığmıyor. Duygularıyla şehadet âlemine açılırken, kalbiyle gayb âlemine yöneliyor. Kalbi, en hassas iletişim araçlarından daha hassas.
İnanç, onun en belirgin ve seçkin özelliklerinden. Fıtratı, inançla iç içe. Mutluluğu onunla.
Olaylar, insanın kabiliyetlerinin zuhuruna birer sebep. Davranışlar, onun ruh dünyasından izler taşıyor.
İnsan, pek çok zaafların da sahibi. Fakat bu zaaflar, aşılamaz zaaflar değil. Hatta iyi kullanılsa, birer ilerleme vesîlesi.
Her insan ayrı bir âlem. Aralarındaki bedenî farklar birer nokta ise, ruhî farklar birer dağ… Kimi minare başında, kimi kuyu dibinde. Kimi yukarıların yukarısında, kimi aşağıların aşağısında…
Bilgi, insanın seçkin sıfatlarından. İnsan, bilgi kapasiteli bir varlık. Hem şehâdete, hem gayba açılabilir kabiliyetlere sahip. Bu kabiliyetler, hayra da, şerre de yönlendirilebilir. İnsan, çok şey öğrenebilir. Fakat her şeyi öğrenemez. Mutlak bilgi yanında onun bilgisi, okyanusta bir damla.
İnsan, gerçeğin arayıcısı, talibi, müştakı. Fakat gerçeğin çehresi perdeli. Kişi, gerçeğe giden yolda zâhire aldanabilir, gölgelere takılabilir. Zan’dan yakîne yükseliş, hiç de kolay değil.
Bilgi, ameli netice vermeli. Teori, pratiğe dönüşmeli. Kuru bilgi hamallığından kurtulmalı.
Bilgi, insanlığın ortak birikimi. Bu birikimde, Müslümanların da payı hayli büyük. Birkaç asırdır azalan hissemizi tekrar çoğaltmak gerek. Bunun için mektep-medrese barışmalı. Din ilimleri-fen ilimleri sentezine gidilmeli. Bunun için Kur’ân’dan ruh almalı, kâinatın sırlarını bulmalı. Kur’ân’ın sırlar okyanusuna dalmalı.
İnsan, eğitilmeye kabiliyetli bir varlık. Çekirdek misâl her bir kabiliyetini, koca bir ağaç haline getirebilir. Mahiyet tarlasındaki dikenleri, taşları ayıklayıp, iyi bir gülistana çevirebilir.
Çevre, eğitimde mühim bir faktör. Çevre şartlarının uygun olmadığı hallerde “seracılık” çalışması yapılmalı. İdareciler, yeni yetişen nesle iyi bir zemin hazırlamalı. Sınırsız hürriyet yerine, “insanî hürriyet” uygulanmalı. Günaha giden yollar kapatılmalı.
Dâhili ve hârici telkin, eğitimde mühim bir esas. Kişi, müsbet telkinlerle yönlendirilmeli. Bunun için, iyi bir rehberlik faaliyeti yürütülmeli. Rehber, taklitçi fertler yerine, muhakemeli şahıslar yetiştirilmeli.
Yeni nesle, hem dili, hem dini, hem tarihi iyi öğretilmeli. Fertler, toplumdaki uygunsuz hallere “dur” diyebilecek şekilde hazırlanmalı.
İşte, Kur’ân’ın ışığında insan, bilgi ve eğitime baktığımızda bunlar gibi esaslar karşımıza çıkıyor. Bu esaslar bilinip uygulandığında, kısa zamanda toplumun çehresinin menfîden müsbete değişeceğine inanıyoruz.
İnsanı insan yapan en önemli özelliği aklıdır. Aklı sayesinde insan diğer varlıklardan ayrılır. Hem kendini tanır, hem âlemi, hem de âlemlerin Rabbini…
Eğitim, en faydalı insani harekettir. Eğitim sayesinde gelecek nesiller hayata hazırlanır ve kaliteli birer fert olarak hem kendilerine hem de başkalarına yararlı olurlar. Bunun da en etkili olanı yarının büyükleri olan minik yavruları eğitmektir.
Bu çalışmada, çocuk eğitiminde dikkat edilmesi gereken mühim noktalara temas edilmiştir. Büyüklere düşen görev bu gibi kitaplarda tavsiye edilen metotları uygulamaktır. Derdine derman olan ilacı evinde bulunduran, ama bu ilacı kullanmayan kişi hastalıktan kurtulamaz. Onun gibi en güzel ölçüler uygulanmadığında bir kıymet ifade etmez.
Çocuk eğitiminin püf noktalarını anlamak kolay, ama çocuğu gerçekten eğitmek zordur. Zor olmakla beraber önümüzde başka alternatifimiz de yoktur. Her anne-baba en az bir çocuk eğitimcisi kadar konuyu bilmeli ve profesyonel anlamda çocuğuyla ilgilenmelidir. Zira onlar bizim geleceğe gönderdiğimiz mektuplardır.
