Haram ile beslenen bir çocuk, haramî olur. Anlatılır ki, İmam Azamın babası, gençliğinde bir dereden abdest alırken, dere suyuyla gelen bir elmayı ısırır. Birden bu elmanın kendisine helal olmadığını düşünür. Dere boyunca gider, dalları dereye doğru sarkan bir elma bahçesine rastlayınca, bahçe sahibine durumu anlatır, helallik diler. Bahçe sahibi “bir yıl benim yanımda çalış, duruma bir bakalım” der. Bir yılın sonunda “benim kör, topal, sağır ve dilsiz bir kızım var. Seni onunla evlendirmek istiyorum, o zaman helalleşiriz” teklifinde bulunur. İmam Azamın babası kabul eder. Fakat kızı görünce şaşırır, karşısında sapasağlam bir dünya güzeli vardır!
Bahçe sahibi durumu şöyle açıklar:
“Kızım kördür, zira harama hiç bakmamıştır. Topaldır, kötü yerlere hiç gitmemiştir. Sağırdır, hiç uygunsuz sözler duymamıştır. Dilsizdir, hiç boş şeyler konuşmamıştır. Haydi, Allah mübarek eylesin.”
İşte böyle bir evlilikten İmam Azam gibi bir zat dünyaya gelir.
Manevi hayatın kıvam bulmasında helal gıdanın çok önemli bir yeri vardır. Haramla beslenen ailelerde manevi hayat ya hiç olmaz veya çok cılız olur. Gerçi çocuk masumdur, haram gıdanın sorumluluğu ailesine aittir, fakat -şöyle veya böyle- çocuk bu haram ortamdan etkilenir. Bu yüzden anne-baba, hem kendileri, hem de çocukları için helal gıdaya azami özen göstermeleri gerekir.
