Bilginin Sınırı

Görmesi sınırlı, duyması sınırlı, aklı sınırlı olan insan, sınırlı bir bilgiye sahiptir. Newton (ö. 1727), be­şeri bilginin sınırlılığını şöyle ifade eder: “Ben ken­dimi sahilde oynayan ve parlak, güzel çakıl taşları arayan bir çocuğa benzetiyorum. Öte tarafta, büyük ha­kikat okyanusu keşfedilmemiş olarak duruyor.”1

Her geçen gün dev adımlarla ilerleyen ilim, ne kadar az şey bildiğimizi ortaya koymaktadır. Kâinattaki, âde­ta sayısız diyebileceğimiz varlık skalası içinde, bizim varlığını tesbit edebildiklerimiz, okyanusta bir damla bile değildir.2

Şu âyet-i kerime, insan bilgisinin sınırlılığını bildi­rir: “Size ilimden ancak az birşey verildi.”3 “Yani, hiç verilmedi değil, fakat az, bilişiniz de azdır. Çünkü sonradan meydana gelmiş nisbî bir ilimdir. Sofestaile­rin dediği gibi, ‘hiçbir şey bilmez’ değilsiniz. Hakdan bazı şeyleri bilirsiniz, ama hakikatın bütün derinli­ğiyle değil.”4

Hz. Musa’nın Hızır’la yolculuğu esnasında cereyan eden şu olay, insan bilgisinin azlığını gösterme husu­sunda güzel bir misâldir:

Hz. Musa ve Hızır gemiyle yol alırlarken, küçük bir kuş geminin kenarına gelip gagasını suya daldırır. Hı­zır der: “Allah’ın ilmi yanında benim ve senin ilmin, şu kuşun denizden aldığı su kadar da değildir.”5

İnsanlara verilen bilginin azlığını bildiren Kur’ân’­ın hükmü, on dört asır önce hak olduğu gibi, günümüzde de haktır. İlerde de hak olmaya devam edecektir. Zira hızla ilerleyen ilimler, bize cehaletimizi daha iyi an­latmaktadır. Yeni öğrenilen her bilgi, kapalı bir kapıyı aralamak gibidir. Bu kapıdan girildiğinde, açılmayı bekleyen pek çok kapalı kapı karşımıza çıkmaktadır.

Meselâ, mikroskobun keşfi, karşımıza o güne kadar farkına varmadığımız yeni bir âlem çıkarmıştır. Bir­kaç bin defa büyüten mikroskoplarla mikro âlemin sakinlerine bakıldığında, basit birer varlık olarak dü­şünülürken, bugün milyonlarca defa büyüten mikros­koplarla bakıldığında bu canlıların ne kadar ince sa­natlara sahip oldukları anlaşılmaktadır.

İnsanoğlu, başını mikroskoptan kaldırıp, teleskop­larla gökyüzüne bakınca, ilminin azlığının makro bo­yutuyla karşı karşıya gelecektir.

Fizîki âlemin sırlarını yakalamada bu derece âciz olan insanın, metafizik dünyanın sırlarını tamamıyla yakalayabilmesi elbette mümkün değildir.

Fakat Hamdi Yazır’ın da dikkat çektiği şu husus unutulmamalıdır: Beşer ilminin sınırlılığı yanında, İlâhî ilmin sonsuzluğu, insanlar için ilmin imkânını ortadan kaldıran bir ümitsizlik delili olmayıp, bilâkis ilimde sonsuz ilerleme imkânı sağlayan bir bilgi ve şuur mebdeini meydana getirir.6

1 Tuna, Taşkın, Uzayın Sırları, s. 41.

2 Hulusî, Ahmet, Din-Bilim Işığında Ruh-İnsan-Cin, s. 16.

3 İsra, 85.

4 Yazır, V, 3203.

5 Buharî, Tefsir, 18/3; Fahreddin Râzi, Fahreddin, Mefatihu’l-Gayb, XXI, 145.

6 Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, V, 3204.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir