İnsanı bilgiye ulaştıran yollardan birisi, müşahededir. İnsan, kâinattaki olayların bir izleyicisi ve gözlemcisidir. Kâinat, okunmayı bekleyen mânâ dolu bir kitaptır.
“Göklerde ve yerde neler var, bakın!”1
“Onlar üzerlerindeki gökyüzüne bakmadılar mı ki, biz onu nasıl bina etmişiz ve süslemişiz.”2
“Şimdi Allah’ın rahmet eserlerine bak! Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltiyor…”3 şeklinde pek çok âyet, insanın müşahede (gözlem) vazifesine dikkat çeker. Fakat herkes bu müşahedeyi yapamaz. Âyetin belirttiği gibi, “göklerde ve yerde nice âyetler (ibretli şeyler) vardır ki, insanlar bunlara uğrar, geçer giderler.”4
Malum, bakmak ayrı, görmek ayrıdır. Herkes kâinata bakar ama herkes kâinattaki sırları, mânâları göremez. “Onları sana bakar görürsün. Hâlbuki onlar görmezler”5 âyeti, bakmak ve görmek arasındaki farka işaret eder.
Bakıp da görmemekte, ülfet’in mühim bir yeri vardır. Ülfet, sathî bakışı netice verir. Böylece insan, kâinat kitabındaki harikaların farkına varmadan, şu dünyadan göçer gider. Ülfetle âleme bakmak, kavanozdaki balı yemeyip, kap ve kapağını yalamakla oyalanmak gibidir.
Başkasının göremediğini görenler, kâinat kitabının sırlarını elde ederler. Meselâ, suda hafifleştiğini hisseden Arşimet, suyun kaldırma kuvvetini bulur. Başına düşen elmadan ilham alan Newton, yerçekimi kuvvetinin farkına varır. Kuşların kanat yapılarını inceleyen bilim adamları, insanoğlunu kuşlara arkadaş yaparlar.
İnsan, dikkatle âleme baksa, her şeyden ibret ve ders alabilir. Verilen şu örnekler, bu noktada bize bir bakış kazandırabilir:
Göçmen kuşlar bir rehberin öncülüğünde yol alıyorlar. Ebed yolculuğunda senin rehberin kim?
Allah’ın mülkünde her şey sana hizmet ediyor. Sen kime, neye hizmet ediyorsun?
İçi boş başakların başları havada. İçi dolu olanların başı ise, aşağıya eğilmiş. Sen boş bir başak mısın? Yoksa dolu bir başak mı?
Kubbeli binalardaki taşlar, kenetlenmiş bir cemaat örneği gösteriyor. Müslümanlar olarak, ittifak hususunda yoksa taşlardan da mı geriyiz?
Bitkiler gıdalarını güneşten alıyor, fotosentez yapıyorlar. Acaba biz ne haldeyiz, Rabbimizden gelen ilham esintilerine, hassas bir alıcı olabiliyor muyuz?
İşte, bu gibi mânâlar, âlemdeki İlâhî san’atı müşahede ederken alabileceğimiz bazı ders ve ibretlerdir. Kalbinde hayat olan ve âlemi ibretle temaşa eden zatlar, her şeyden bir ibret dersi alabilirler. Her şeyi abes gören ve küfrün karanlıkları içinde yoluna devam edenler ise, bu engin ve zengin mânâlardan mahrum kalırlar. Kur’ân-ı Kerim, böyleleri için “kör” tabirini kullanır.
“Kim bu dünyada kör ise, âhirette de kördür.”6
“Gerçek şu ki, körlük gözün körlüğü değil, sadırlardaki kalplerin körlüğüdür.”7
“Beni hatırlamaktan yüz çeviren kimse için sıkıntılı bir hayat vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. Der ki: Ya Rabbi, niçin beni kör olarak haşrettin. Ben (dünyada) görüyordum. Allah der: Evet, görüyordun. Âyetlerimiz sana geldi de, sen onları unuttun. Bugün ceza olarak unutulacaksın.”8
Basar gözün görmesi, basiret kalbin görmesidir. Basarı, olmayanlar eşyayı göremez. Basireti olmayanlar da, eşyanın hakikatini müşahede edemez.
1 Yunus, 101.
2 Kaf, 6.
3 Rum, 50.
4 Yusuf, 105.
5 A’raf, 198.
6 İsra, 72.
7 Hacc, 46.
8 Taha, 124-126.
