Teşhis ve intak

Benim adım dertli dolap.
Suyum akar yalap yalap.
Böyle emreylemiş Çalap.
Derdim vardır inilerim.”
1

Yunus Emre

Teşhis, insan dışındaki varlıklara şahsiyet verip on­ları insan gibi duygulandırmak; intak ise, onları konuş­turmaktır. Mesela şu beyte bakalım:

Râgıbâ, düşmanın aldanma tevazularına,

Seyl divarın ayağın öperek hedmeyler.”

Yani, “Ey Râgıb! Düşmanın tevazularına sakın al­danma. Sel duvarın ayağını öperek onu yıkar.” Bu be­yitte duvara “ayak öpmek” nispet edilerek teşhis sanatı yapılmıştır.

Konunun Kur’an-ı Kerim’de de hayli misalleri var­dır. Mesela:

Cehennem neredeyse kâfirlere öfkesinden paramparça olacak.”2

Bu ayette Cehennem’e öfke nispet edile­rek, insanların bir özelliğiyle anlatılmıştır.

Cenab-ı Hak, kâfirler Cehennem’e atıldığında Cehennem’e sorar: “Doldun mu?” Cehennem cevap verir: “Daha yok mu?”3

Bu ayette ise intak vardır, Cehennem konuşturul­muştur.

Bir de şu ayete bakalım:

Gök ve yer o kâfirlerin ölümüne ağlamadı.”4

Bu ayette teşhis vardır. Her ne kadar tef­sirlerde, “Gök ehli olan melekler ve yerdeki canlılar o kâ­firlerin ölü­müne ağlamadılar” şeklinde bir cihet zikre­dil­mişse de,5 “Hakikat varken mecaza gi­dilmez”6 pren­sibinden hareketle ibareyi zahirine göre anlayabiliriz. Mevlâna’nın ifadesiyle, “rüzgâr, top­rak, su ve ateş Allah’ın kulu ve mutiidir. Onlar bana sana karşı bîruh, fakat Al­la­h’a karşı zîruhturlar.”7 Yani, bütün unsur­lar Allah’a itaat hâlindedir. Onlar bize karşı ruhsuz gö­rülseler bile Allah’a karşı ruhlu­durlar.

İşte, gök ve yer, Cenab-ı Hakk’ın “Ey sema, ey arz! İster is­temez vücuda geliniz!” emrine karşı “Biz seve­rek ve isteye­rek geldik”8 diye cevap vermişler, itaat etmiş­lerdir. Zaten insanın dışında bütün varlık âlemi Allah’a karşı da­imî itaat hâlindedirler. “Göklerde ve yerde kimler varsa hepsi Allah’a teslim olmuştur”9 ayetinin hükmüyle, bü­tün kâinat Müslümandır.

Ateş, Allah’tan “Ey ateş! İbrahim’e soğuk ve selâ­metli ol!”10 emri geldiğinde Hz. İbrahim’i yakmaz. Rüzgâr, O’nun emriyle nice kavimleri helâk eder.11 Su, Hz. Nuh’un kavmini cezalandırır; “Ey arz, su­yunu yut! Ey sema, suyunu tut!”12 denildiğinde ise, arz suyunu yutar, sema suyunu tutar.

Bir de şu ayete dikkat edelim:

Sen yeryüzünü kupkuru, hareketsiz görürsün. Fakat biz onun üzerine su indirdiği­mizde harekete ge­çer, kabarır ve her güzel çift­ten bitkiler bitirir.”13

Ayette arz, uyuyan bir insana benzetilmiş, üze­rine yağmur gelince uyanıp harekete geçmiştir.14

Bazı edip ve şairler eserlerinde teşhis ve intak sana­tına hayli yer verirler. Mesela, Hindli filozof Beydaba, “Kelile ve Dimne” isimli eserinde hayvanları konuştu­rur, orman sa­kinlerinden şehir sakinlerine ve özellikle idarecilere çok güzel mesajlar gönderir. Fabllarıyla meşhur La Fontaine, eser­lerinde büyük ölçüde Beydaba’dan etkilenmiştir.

Keza, Mevlâna’nın Mesnevî’sinde bu sanatlar dikkat çekecek öl­çüde kul­lanılmıştır. Günümüzde çizgi filmler teşhis ve intak örnekleriyle doludur.

Kelile ve Dimne”den bir intak örneğiyle bu bahsi nokta­layalım:

Tilki, gözüne kestirdiği bir horoza yaklaşır ve “Ey horoz kardeş, ben senin babanı tanırım. Merhumun sesi çok gü­zeldi. Acaba seninki nasıl?” der. İltifata alda­nan horoz, gözlerini yumup ötmeye başlar. Fırsattan ya­rarlanan tilki, horozun üzerine atlar, onu ağzına alır, yemek için götürür. Fakat köyün köpekleri peşine takı­lır. Tilkinin ağzındaki henüz parçalanmamış horoz, til­kiye seslenir: “Bunlardan kurtulamazsın. Ama ‘Ben horozu kendi isteğiyle götürüyo­rum’ dersen peşini bı­rakırlar.” Tilki, horozun dediklerini söyle­mek için ağ­zını açınca, horoz kurtulur, kaçar. Ağzın­daki avı ka­çır­manın üzüntüsüyle, tilki kendi kendine şöyle der:

Lânet bir ağza ki açılmayacak yerde açılır!”

Horoz ise şöyle demektedir:

Lânet bir göze ki yumulmayacak yerde yumulur!”

1 Eyüpoğlu, Yunus Emre, s. 192

2 Mülk, 8.

3 Kaf, 30.

4 Duhan, 29.

5 Beydâvi, IV, 141; Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VI, 4299-4300.

6 Abdülkerim Zeydan, El-Veciz, Mektebetu’l- İslâmî, İst. 1979, s. 279.

7 Rûmi, Mesnevi, (Tahiru’l- Mevlevî), II, 488.

8 Fussilet, 11

9 Âl-i İmran, 83

10 Enbiya, 69

11 Hakka, 6-7

12 Hud, 44

13 Hac, 5

14 Sâbuni, Safvetu’t-Tefasir, II,285

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir