Konuşan sadece dil değil, bütün evrendir.
Konuşmak denildiğinde hatırımıza hemen insan gelir. Çünkü konuşmak, insanın en ayırt edici bir vasfıdır. Hatta Mantık ilminde “insan, konuşan bir hayvandır” denilir. Buradaki “hayvan” ifadesi “canlı” manasında kullanılmaktadır. Bununla beraber, biraz dikkat edilse canlı cansız her şeyin bir şekilde konuştuğu da fark edilebilir. Şu ayetlerden yola çıkarak her varlığın kendine has bir dille konuştuğunu söyleyebiliriz:
“O gün Allah düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar. Nihayet oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında kendileri aleyhine şahitlik eder. Derilerine, ‘niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?’ derler. Derileri ise şöyle söyler: Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu.”1
Ayet, mahşerin büyük mahkemesinden bir tablo sunmaktadır. O günde insanın azaları neler yaptıklarını tek tek itiraf edecek, insan ise bu durum karşısında çok büyük bir şaşkınlık yaşayacaktır.
Öyle anlaşılıyor ki, etrafımızdaki her şey bir cihetten kayıt cihazı gibi çalışmaktadır. Mesela insanın namaz kıldığı yerler onun oralarda namaz kıldığına şahitlik yapacaktır. Bunu, genelleme ile şöyle diyebiliriz: “Her bulunduğumuz ortam en ileri düzeyden bir stüdyodur. Bu stüdyoda insanın sadece fiilleri değil, niyetleri ve temennileri bile kayıt altındadır.”
İnsan derilerinin “Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu” demesi, her şeyin bir şekilde konuştuğuna işarî bir mana olarak değerlendirilebilir. Radyo, televizyon, telefon gibi konuşan metal parçalarını gören insanın, gün gelip azalarının da konuşacağını göz ardı etmemesi gerekir.
Öte yandan her varlığın en azından hal diliyle konuştuğu gözler önündedir. Mesela ceylan; gözleriyle, ayaklarıyla, sesiyle “ben masum bir ruha sahibim” diye seslenirken, aslan; bakışlarıyla, pençeleriyle, yeleleriyle “ben parçalayıcı bir tabiata sahibim” diye kükremektedir.
1 Fussilet, 19-21
