Gözler yalan söylemez!
İnsanın en önemli azalarından biri, gözdür. Göze “ruhun penceresi, ruhun aynası” denilir. İnsanı algılamanın en sağlıklı yolu, göz temasıdır. Muhatabımızın gözüne baktığımızda, göz penceresinden ruhun derinliklerine doğru uzanabiliriz. Mesela, “heyecanlanan kişilerin göz bebekleri normal büyüklüklerinin dört katına çıkabilir… Kızgın veya olumsuz ruh hâline girme durumunda ise göz bebekleri küçülür.”1
Ceylan gözüne bakan kimse, onun masumiyetine hemen intikal eder. Canavar gözüne bakan kimse de onun parçalayıcılığını gözüne de yansımış olarak görür. İnsanların gözleri de onların iç dünyalarına uzanmamıza imkânlar sunar. Mesela, bir bebeğin gözüne baktığımızda ondaki masumiyeti bütün açıklığıyla görebiliriz. Zalim insanların zulmü, bakışlarına da yansır. Günahkâr bir insanın iç dünyasının kirliliği, gözünde de görülür. Dalavereci bir insanın gözü genelde “vel fecri” okur.2 İç dünyasında huzura ermiş birinin bakışları insana huzur verir. Bazılarının bakışı bir ok gibi insana batar, bazılarının bakışı ise meltem gibi insanı okşar.
Kin, nefret, sevgi, korku, öfke, hayranlık, haset gibi nice hâller, en zâhir bir şekilde göze yansır.
Zekilik veya ahmaklık simadan okunabildiği gibi, gözden de okunabilir. Davranışlardan, insanın iç dünyasına uzanılabildiği gibi, gözden de uzanılabilir… Hem de daha sağlıklı ve daha kolay bir şekilde… Zira söz yalan olabilir, ama göz asla yalan söylemez.
Günümüzde bazı müesseselerde kimlik kontrolünün göz ile yapılması da bunu açıkça göstermektedir.
Göz etmek
İslamın Medine döneminde münafıklar da vardı. Bunlar, dilleriyle mü’min olduklarını söylerler, mü’minlerle beraber görülürlerdi. Ayet, onların bir hâlini şöyle anlatır:
“Bir sûre indirildi mi, ‘Sizi gören biri var mı’ diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler.”3
Bir sure indiğinde, bunu inkâr ederek ve bununla alay ederek veya onda kendi ayıpları zikredildiğinden öfke ile dolu bir şekilde birbirlerine bakarlar.
Peygamberin yanından kalktığınızda “sizi gören var mı?” derler. Kimse görmemişse kalkıp giderler, gören olmuşsa rezil olmak korkusuyla mecburen otururlar, sonra ortam uygun olunca kalkarlar.4
Böyle tipleri hemen her devirde görmek mümkündür. Bu tür kimseler, mecburen bulunmak zorunda oldukları yerde hiç de rahat değillerdir. Bir fırsatını bulduklarında kimseye görülmeden sıvışıp gitmeyi tercih ederler, bunun için fırsat kollarlar.
Göz aydınlığı
İnsanın çeşitli hâllerinden biri, sevinç hâlidir. İnsan sevindiğinde yüzü beşuş olur, gözlerinin içi güler. Kur’anda “göz aydınlığı” manasındaki “qurretu ayn” ifadesi, bakınca sevinç duyduğumuz şeyleri anlatmak için kullanılmıştır. Mesela, masum bir çocuğa baktığımızda içimizi bir mutluluk kaplar, böylece bu çocuk bizim için “göz aydınlığı” olur.
Kur’andan üç misalle konuya bakabiliriz:
1-Hz. Meryem Hz. İsa’yı dünyaya getirdiğinde insanlara bunu nasıl izah edeceğini bilmediğinden ciddi bir tedirginlik duymaktaydı. Taraf-ı İlahiden şöyle teselli edildi: “…Artık ye, iç, gözün aydın olsun.”5
Yani, en büyük peygamberlerden birine anne olmak, öyle kederlenilecek bir durum değildir. Onun hârika bir şekilde babasız olarak yaratılması sebebiyle hiç endişe duyma, bilakis sevinç içinde ol!
2-Hz. Musa dünyaya geldiği günlerde, Firavun İsrailoğullarının erkek çocuklarını öldürtüyordu. Hz. Musa’nın annesi ilahi talimatla çocuğunu sandık içinde Nil Nehrine bıraktı. Sular onu nehir kenarındaki Firavunun sarayına kadar götürdü. Firavunun hanımı sandıktan çıkan küçük Musa’yı görünce gönlü ona sevgiyle doldu ve şöyle dedi:
“Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)!”6
İlahi ilhamla, küçük Musa sütanneleri emmedi. Neticede annesi saraya geldi, “Ben onun annesiyim” demeden kendi çocuğunu emzirdi. Kur’an bunu şöyle anlatır:
“Böylece biz Onu (Musa’yı), gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri verdik.”7
3-Allah’ın bazı seçkin kulları Kur’anda anlatılırken şöyle dua etmeleri de nazara verilir:
“Ey Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve nesillerimizden gözümüzü aydınlatacak kimseler ver.”8
Güzel bir bahçeye bakan birinin gözleri sevinçle parlaması misali, aile fertleri Allaha itaat içinde olan bir mü’minin kalbi de sürurla dolar, gözü sevinçle güler.
Hain bakış
İyi niyetle bakan bir gözle, art niyetle bakan göz aynı değildir. İyi niyetle bakan bir gözün şuaları muhatabını âdeta şefkatle okşar. Art niyetle bakan bir gözün şuaları ise, âdeta bir ok gibi muhataba saplanır. Hemen herkes kendi tecrübeleri ile bu gerçeğin az-çok farkındadır.
Kur’an art niyetle bakışla alakalı şöyle bildirir:
“O (Allah), gözlerin hain bakışını da bilir, gönüllerin gizlediğini de…”9
Hâin bakış, mahremi olmayan kadını ilk defa gördükten sonra ikinci defa nazarını çevirip bakmak ve kaçamak bakışlarla ona nazar etmektir.
Veya bundan murat, gözlerin hıyanetidir. Ayet, her türlü gizli hâlin Allaha gizli kalmadığını, O’nun bilgisi dâhilinde olduğunu ve o hâle uygun karşılığı vereceğini gösterir.10
Mekke’nin Fethi günü, görüldükleri yerde öldürülmeleri emredilen kişiler arasında bir mürted de vardı. Bu kişi, öldürüleceğini anlayınca sütkardeşi olan Hz. Osman’a sığındı. Yaptıklarından pişmanlık duyduğunu belirterek, Hz. Peygamberden kendisi için eman dilemesini istedi. Neticede Hz. Osman, Hz. Peygamberden onun affedilmesini rica etti. Peygamberimiz Hz. Osman’a “hayır” manasında başını çevirdi. Hz. Osman birkaç kez diğer taraflardan yaklaşıp yine onun affedilmesini istedi. Sonuçta Peygamber Efendimiz isteksiz olarak da olsa Hz. Osman’ın hatırına o kişiyi affetti. O kişi, Hz. Osman’la birlikte Hz. Peygamber’in yanından ayrıldıktan sonra onu öldürmek üzere fırsat kollayan bazı sahabiler, “Keşke eman vermeden önce, bize onu öldürmemiz için bir göz işareti yapsaydınız” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz hukuk tarihine geçecek şu ibretli sözü söyledi:
“Bir peygamber göz işareti ile öldürtmez.”11
Nazar değmesi olayını da hain bakış açısı çerçevesinde değerlendirebiliriz. Hadiste de bildirildiği üzere, “Nazar değmesi haktır.”12 “Nazar, deveyi pazara, insanı mezara götürür.”13
Şu ayet-i kerime, bir cihetten nazarla alakalı olarak da açıklanmıştır:
“İnkâr edenler zikri duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler.”14
Yani “Ey Peygamber! Onlar Kur’anı duyduklarında öfke ve hasetleri öyle kabarıyor ki, düşmanlıklarının şiddetinden neredeyse Senin ayağını kaydıracak, öldürecek gibi bir bakışla Sana bakıyorlar. Veya neredeyse sana nazar değdirecek şekilde bakıyorlar.”
Rivayete göre, Beni Esed kabilesinde gözüyle zarar verebilen kimseler vardı. Bunlardan bir kısmı Hz. Peygambere gözleriyle zarar vermek isteyince, ayet nazil oldu.15 Bu şekilde bakışla zarar vermek, bazı kimselerin bir özelliği olabilir.
Küçümseyici bakış
Hz. Nuh, çok uzun yıllar kavmine Allah’ı anlattı. Ama kavmi, “Nuh” dedi, “peygamber” demedi. Onu peygamber olarak kabul etmemelerine bir gerekçe de, Hz. Nuh’un etrafındaki insanların sosyal statü olarak avamdan kimseler olmasıydı. Hz. Nuh’a şöyle diyorlardı:
“Sana uyanların da ancak bizim basit görüşlü ayak takımlarımızdan başkasının olmadığını görüyoruz.”16
Böyle dediler ve onları etrafından uzaklaştırmasını istediler.
Hz. Nuh ise, onlara şöyle cevap verdi:
“Gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, ‘Allah, onlara asla hayır vermez’ demiyorum. (Böyle bir şey söylersem veya onları kovarsam), o zaman ben gerçekten zalimlerden olurum. Allah onların içlerinde olanı en iyi bilendir.”17
Korkulu bakış
Korku, kalpte meydana gelen bir mana olmakla beraber, bunun insanın yüzünde, ellerinde, dizlerinde, gözlerinde meydana gelen dış görünümleri olur. Hendek savaşı esnasında münafıkların hâllerini beyan sadedinde nazil olan şu ayette bunun bir misalini görebiliriz. Şöyle ki:
“Derken korku geldiğinde, sen onları ölüm sekeratı kendisine gelen kimse gibi sana bakar bir vaziyette görürsün. Korku gittiğinde ise, mala karşı son derece hırslı kimseler olarak, sizi sert bir dille eleştirirler.”18
Savaş hâli, hemen herkesin karakterinin açığa çıktığı bir vasattır. İnsanların cesurluğu, korkaklığı, samimiyeti… gibi özellikleri böyle bir vasatta kendini açığa çıkartır.
Münafıklar, zora gelmeyen kimselerdir. Onların bu özelliği, savaş ortamında hemen kendilerini ele verir.
Zelil bakış
İnsan, zaman zaman çok çetin hâllerle karşılaşır. Böyle hâllerde insanın bakışı zayıftır, cılızdır. Zillet, bu kimsenin hemen her hâline yansıdığı gibi, bakışlarına da gayet net bir şekilde yansır.
Konunun en bariz bir misalini, cehennem ateşine arz edilen kimselerin bakışlarında buluruz. Ayet, onların durumunu şöyle bildirir:
“Onlar ateşe sunulurken, zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün.”19
Onların cehennem ateşine bakmaları, âdeta kılıçla idam edilecek kimsenin kılıca bakması gibidir.
Büyülenmiş bakışlar
Mahiyeti çoğu kimseler tarafından bilinmese bile, sihrin bir hakikati olduğu anlaşılmaktadır. Sihirbaz denilen kimseler ya illüzyon olarak veya başka yollarla sıra dışı şeyler yapmakta, insanların gözlerini büyülemektedir.
Hz. Musa, Firavun ve adamlarına bazı mu’cizelerle gelince, Firavun bu mu’cizeleri “sihir” olarak isimlendirdi ve Hz. Musa’yı sihirbazlarla muarazaya davet etti. Belirlenen günde insanlar meydana toplandı. Önce sihirbazlar hünerlerini gösterdiler, ellerindeki değnek ve ipleri yere bırakınca bunlar sanki canlandı, birer yılan gibi göründü. Kur’anın ifadesiyle:
“İnsanların gözlerine sihir yaptılar (gözlerini büyülediler) ve onları korkuttular. Büyük bir sihirle geldiler.”20
Hz. Musa elindeki değneği (asayı) yere bıraktığında daha büyük bir yılan oldu, onların yalandan yılanlarını birer birer yuttu. Böylece, mu’cize sihre galip geldi. Durumu gören sihirbazlar secdeye kapandılar, “Âlemlerin Rabbine iman ettik. Musa’nın ve Harun’un Rabbine” dediler.21
Peygamber Efendimiz “Beyanın bir kısmında sihir vardır” buyurur.22
Güzel bir manzara, etkili bir konuşma, teknolojik hârikalar gibi şeyler de insanları mest eder, âdeta büyüler. Bunlara muhatap olanların gözlerine baktığınızda, bu durumu kolayca fark edebilirsiniz.
Göz dikmek
Şu dünya hayatında insanların ekonomik durumları aynı değildir. İlahi hikmet gereği olarak insanlar zenginlik ve fakirlik gibi hâllerle imtihan edilmektedir. Geniş imkânlara sahip olan kimselere hasetle veya arkalarından gıybetle bakıldığı gözler önündedir. Hâlbuki burada zengin olan biri diğer âlemde gariban, burada paşa olan biri orada geda olabilir.
Bu konuda Kur’an Hz. Peygamberin şahsında bizlere şu dersi verir:
“Sakın onların bir kısmına verdiğimiz geçici şeylere heveslenip göz dikeyim deme.”23
Çünkü onlara verilenler, Sana verilenlere nispetle küçük şeylerdir. Sana verilenler bizzat matlup olan kemâldir ve lezzetlerin devamına yol açan şeylerdir.
Rivayete göre Hz. Peygamber (asm) Beni Kurayza ve Beni Nadir Yahudilerine ait yedi kafileyi karşıladı. Bu kervanda her türlü kumaş, koku, mücevher ve diğer çeşit mallar bulunmaktaydı. Müslümanlar bunu görünce şöyle dediler: “Bu mallar bizim olsaydı, bunlarla kuvvetlenirdik ve Allah yolunda da infak ederdik.”24
Bu konuda Taha suresi 131. ayete de bakılabilir.
Yorgun göz
Ayak yürümekten yorulduğu gibi, göz de bakmaktan yorulabilir. Allah’ın sanatındaki mükemmellik nazara verilirken ayette şöyle denilmiştir:
“Haydi, gözünü çevir, bak. Bir çatlak görüyor musun? Sonra bir daha bir daha bak. Göz, bitkin bir hâlde zelil olarak sana dönecektir.”25
Yılgın göz
İnsan, zaman zaman çok zor bir durumda kalabilir. Bu zorluğun üstesinden gelemeyip “gözü kesmezse”, yılgın bakışlarla etrafa bakmaya başlar. Aşağıdaki ayet, böyle bir tabloyu bize sunmaktadır:
“…Derken korku geldiğinde, sen onları, ölüm sekeratı kendisine gelen kimse gibi sana bakar bir vaziyette görürsün.”26
Ayet, Hendek Savaşı esnasındaki münafıkların durumunu anlatmaktadır. Savaştan çok korkmuşlardır. Korkularının derecesini gözlerinden okumak mümkündür. O esnada gözleri, ölmek üzere olan bir kimsenin bakışı gibi, zayıftır, ümitsizdir.
Dehşetle irkilen göz
İnsan gevşediğinde gözleri küçülür. Bakışları cansızlaşır. Ama dehşetli bir durumda her şeyiyle bir göz kesilir. Bir tepede etrafa dalgın dalgın bakarken birden çok şiddetli bir deprem olsa, karşımızdaki dağların bir kısmı paramparça olurken, bir kısmından da lavlar fışkırsa, gözlerimiz elbette dehşetle irkilecektir. İşte kıyamet, üstte tasvir edilen durumdan çok daha dehşetli, çok daha hareketlidir. Kur’an, kıyametin dehşetini gören kâfirlerin gözlerini bize şöyle anlatır:
“İşte o zaman kâfir olanların gözleri dehşetle açılır. ‘Eyvah bizlere! Gerçekten biz bundan gaflet içindeydik. Doğrusu biz zalim kimselerdik’ derler.”27
Bir başka ayet ise o gözleri zillet açısından ele alır ve şöyle haber verir:
“Gözleri düşkün bir hâlde, sanki etrafa dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.”28
1 Zülfikar Özkan, Kazandıran Beden Dili, Hayat Yay. İst. 2012. s. 115
2 “Vel fecri”, kısa surelerden biri olup son derece hareketlidir. Dalavereci insanların da gözleri çok hareketlidir.
3 Tevbe, 127
4 Beydâvî, I, 426
5 Meryem, 26
6 Kasas, 9
7 Kasas, 13
8 Furkan, 74
9 Mü’min, 19
10 Beydâvî, II, 337
11 Ebu Davud, Cihad,117
12 Buhâri, Tıb, 36
13 Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, II, 76
14 Kalem, 51
15 Beydâvî, II, 519
16 Hûd, 27
17 Hûd, 31
18 Ahzab, 19
19 Şûra, 45
20 A’raf, 116
21 A’raf, 121-122
22 Buhâri, Nikâh, 47
23 Hicr, 88
24 Beydâvî, I, 535
25 Mülk, 3-4
26 Ahzab, 19
27 Enbiya, 97
28 Kamer, 7
