Dünya çok büyük de olsa, zor anlarda insana dar gelir.
İnsan, günlük hayatın seyri içinde zaman zaman büyük heyecanlar yaşar. Bunların bir kısmı sevindirici olmakla beraber, bir kısmı da derinden derine üzer. Derin üzüntü halinde kişi bunalır, şu koca dünya kendisine dar gelir. Kur’an böyle bir duruma şu ayetiyle işaret eder:
“Allah, geride kalan üç kişinin de tevbelerini kabul etti. O derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğiyle beraber kendilerine dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıkıştırdı. Allah’tan, yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar…”1
Ayet, Tebük seferinden geri kalan üç sahabinin iç dünyasını tasvir etmektedir. Bu üç sahabi, Ka’b Bin Malik, Mürare Bin Rebi ve Hilal Bin Ümeyye’dir. Bunlar, Hz. Peygamberin en son katıldığı sefer olan Tebük Seferine katılabilecekleri hâlde ihmal edip katılmamışlar, fakat bu ihmalleri dolayısıyla çok ciddi bir pişmanlık duyup vicdanen rahatsız olmuşlardı.2
Ayet, “yeryüzü bütün genişliğiyle beraber başlarına dar geldi” diyerek onların iç dünyalarını anlatır. Türkçedeki “dünya sanki başıma yıkıldı” ifadesi benzeri bir manayı ifade etmektedir.
Böyle sıkıntılı bir hâl yaşayan kimseye baktığımızda, onun iç dünyasındaki çalkantıları gerek yüz hatlarından, gerekse bedeninin diğer kısımlarından rahatlıkla okuyabiliriz.
Bu gibi hallerde “iman varsa imkân da vardır” vecizesini hatırlamak ve ona göre hareket etmekte fayda vardır. Halkımız arasında “kara gün kararıp kalmaz” denilir. Geceden sonra gündüzün gelmesi misali, insan da böyle zor zamanlardan Allahın Tevfik ve inayetiyle kurtulur, sahil-i selamete çıkar.
1 Tevbe, 118
2 Bkz. Buhâri, Megazi, 79.
