Kıvamında yemek yapmak maharet ister,
kıvamında söz söylemek de…
Belâğat, sözü güzel söyleme, etkili konuşma ve yazma sanatıdır. Klasik belâğat kitaplarında “fasih bir sözün muktezay-ı hâle mutabık söylenmesidir”1 şeklinde tarif edilir.
Tarifte sözün fasih olması da nazara verilmiştir. Beliğ bir ifade, fasih lafızlarla kurulur. İnsanın ceset ve ruhtan meydana gelmesi gibi, kelâm dahi lafız ve manadan meydana gelir. Mesela Kur’ân-ı Kerim’de “bulut” anlamında “sehab” ve “müzne” kelimeleri kullanılmış, fakat kulağa hoş gelmeyen aynı anlamdaki “buaq” kelimesi terkedilmiştir.2 Keza, okumayı zorlaştıran art arda tamlamalar yapılmamıştır. Lafızdaki güzelliği bülbülün sesine benzetebiliriz. Bu ses insanı neşelendirir. Hâlbuki karganın sesi ise nefret uyandırır.3 Şırıl şırıl akan sular neler söyler bilmeyiz ama akıştaki o tatlılık bizi mesteder, hayran bırakır.
Tarifteki “muktezay-ı hâle mutabakat, ise hâlin gereğini yapmaktır. Bir düğün merasiminde yapılacak konuşma ile bir cenaze merasiminde yapılacak konuşma elbette aynı değildir. Birincisinde evliliğin faziletlerinden, ikincisinde ölümün güzelliklerinden bahsetmek uygun düşer.
Aynı malzemeyle yemek yapan iki kişinin yemek kaliteleri arasında yerden göğe fark olabilir. Çünkü kaliteli yemek yapabilmek, yemeğin suyu, tuzu, pişme derecesi gibi pek çok kıvamı bir arada bulundurmakla gerçekleşir. Kaliteli söz de benzeri bir maharet ister.
Belâğatın üç bölümü vardır:
1- Meani
2- Beyan
3- Bedi’
1 Hatib Kazvini, Telhis, 1308 h. s. 9.
2 Ali Carim ve Mustafa Emin, Belağatu’l-Vadıha, Mektebetü’l- İslâmiye, İst. s. 5
3 Carim, age. s. 5
