“Hakkı tanıyan, hakkın hatırını
hiçbir hatıra feda etmez.
Zîrâ, hakkın hatırı âlîdir.
Hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.”1
İnsan, ya hakka uyar veya batıla… Ondan istenen batıldan yüz çevirmesi ve hakka yönelmesidir.
Gerçek, “vakıa mutabık hüküm” anlamında kullanılır. Buna kısaca, “hükümde isabet” diyebiliriz. Mesela, “İki kere iki kaç eder?” sorusuna “dört” dediğimizde gerçeği söylemiş oluruz. Bunun dışında hangi rakamı söylesek, gerçeği yansıtmayacaktır.
Kur’an-ı Kerim’de zulümat ve nur (karanlıklar ve aydınlık) yan yana gelir ve zulümat çoğul, nur ise tekil olarak kullanılır. Mesela:
“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları zulümattan nura (karanlıklardan aydınlığa) çıkarır.”2
“Her türlü hamd, gökleri ve yeri yaratan, zulümatı ve nuru (karanlıkları ve aydınlığı) var eden Allah’a mahsustur.”3
Hamdi Yazır, ayetlerde karanlıkların çoğul, nurun ise tekil getirilmesiyle ilgili olarak şu yorumu yapar:
“Her şeyde ancak bir hak vecih vardır… Buna mukabil her şeyde batıl vecihler sonsuzdur. Meselâ bir şeyi kaybettiniz. O, bir yerdedir ve ancak ordadır. Ve o anda bunda hak vecih budur. Fakat siz bir kere onu bilmiyor ve hele o yeri bildiğiniz halde ‘o orda yoktur’ diye inanmış bulunuyorsanız, oradan başka hangi taraf aklınıza gelse batıl vecihtir, bulamazsınız. Bu bir şeye karşı, cihanın her tarafı batıl kesilir… Binaenaleyh, zulümat çok, nur birdir…” 4
1 Nursi, Asar-ı Bediiyye, s. 376
2 Bakara, 257
3 En’am, 1
4 Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II, 874-875. Ayrıca bkz. Ragıb İsfehani, Müfredat, s. 509-510
