Yiğitlik, doğruyu söylemektir

Kâmil insanın en önemli bir özelliği, özünün ve sözünün bir olmasıdır. İlgili bir Kur’an ayetinde şöyle buyrulur:

Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun…”1

Maneviyat sultanlarından Abdülkadir Geylani’nin daha çocukken gösterdiği şu tavrı, doğru sözlü olmaya güzel bir misaldir:

Abdülkadir Geylani, ilim tahsilinde bulunmak üzere annesinden izin ister. Annesi, babasından miras kalan seksen altını ikiye bölüp, kırkını kardeşine ayırır. Kırkını da bir keseye koyar ve keseyi elbisesinin koltuğuna diker. Sonra oğluna der:

Eğer beni razı etmek istiyorsan, hiçbir zaman yalan söyleme, doğruluktan asla ayrılma!”

Abdülkadir Geylâni, bir kervana katılır, Bağdat’a doğru yola çıkar. Yolda kervana eşkıya saldırır.

Eşkıya, kervandakilerin kayda değer nesi varsa almaktadır. Sıra Abdülkadir Geylâniye gelince, eşkıyadan biri iş olsun diye “söyle bakalım senin üzerinde ne var?” diye sorar. Abdülkadir Geylâni, üzerinde kırk altını olduğunu söyler. Adam duyduğuna inanamaz, reislerine haber verir. Üzeri aranıp kırk altın bulununca, eşkıya reisi “Neden üzerinde altın olduğunu söyledin?” diye hayretle sorar.

Abdülkadir Geylâni “Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemeyeceğime dair söz vermiştim” diye cevap verir.

Bu sözler karşısında eşkıya başı derin bir düşünceye dalar. O güne kadar yaptıklarından pişman olup, arkadaşlarına şöyle der:

Arkadaşlar, biz de Allaha söz vermiştik, ama şeytana uyup ahdimizi bozduk. Gelin bu olayı fırsat bilelim, tevbe edip Allaha dönelim.”

Arkadaşları reislerine hak verir, tevbe ederek istikametli bir yola girerler.

1 Nisa, 135

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir