Yiğit, etrafına hizmet edebilendir.
Bir gün peygamber efendimiz evinin bahçe kısmında kendisine gelen misafirlere ikramda bulunurken bir atlı gelir, “bu kavmin efendisi kim?” diye sorar. Peygamber efendimiz tevriyeli bir ifade ile “Kavmin efendisi onlara hizmet edendir” buyurur.1
Bu cevabıyla hem kendisinin kavmin efendisi olduğunu anlatmış, hem de bir kavme efendi olan kimsenin onlara hizmet etmesi gerektiğini nazara vermiştir.
İnsanın nefsi, hizmet etmek yerine kendisine hizmet edilmesini ister. Ama yapması gereken “hizmette ileri, ücrette geri” düsturuyla hareket edebilmektir.
Bu noktada, “insanların en hayırlısı, onlara faydalı olandır”2 şeklindeki nebevî ölçüyü hatırlamak gerekir. Büyük insanlar yüce dağlara benzer. O yüce dağların tepesi hep karlı ve fırtınalıdır. Ama aşağılar, o üstteki karlarla beslenir, eriyen karlar ırmaklar meydana getirir. Böylece dağın etekleri, vadiler ve ovalar yemyeşil olur.
Büyük insan, insanların omuzlarına basıp yükseklerde görülmek yerine, onlara omuz verip yükseltmeyi tercih eder. Mesela futbolda şahıslar değil, takım ön plandadır. Sözgelimi çalım yaparak gol atmak yerine, pas verip gol attırmak daha önemlidir.
Bir zaman, kendi rahatından geçip başkalarına faydalı olmayı prensip edinen asil insanları ifade babında şöyle yazmıştım:
Dava Erleri
Alınları ak, sineleri pak.
Yolları hak, gayeleri hak.
Gayreti görmek istersen onlara bak.
Durmadan çalıştı dava erleri.
Dünyayı bir misafirhane gördüler.
Vakitlerini hep değerlendirdiler.
Ehemmi mühimme tercih ettiler.
Her gün ilim öğrendi dava erleri.
Geç yattılar erken kalktılar.
Zorluklara hiç aldırmadılar.
Fanilere aldanmadılar.
Hizmeti seçti dava erleri.
Az zamanda çok mesafe aldılar.
Gece gündüz hep hizmete daldılar.
Gönüllere hoş sadalar saldılar.
Kârlı işler yaptı dava erleri.
Cüz’iyatta boğulmadılar.
Külliyatla hem-hâl oldular.
İslâm’ın yoluna baş koydular.
Tarihe not düştü dava erleri.
1 Muhammed Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, I, 462
2 Aclûnî, I, 348
