Kur’an’ı yorumlayacak zatların, bir bütün olarak ona bakmaları ve ona göre yorumlamaları icap eder. Yoksa bir veya birkaç ayetten hüküm çıkarmaya kalkışanlar sapar ve saptırırlar. Ehl-i bida fırkaları genelde bu noktada yanılmışlardır. Mesela şu örneklere bakalım:
1-“De ki: Ben gaybı bilmem”1 ayetinden yola çıkan birisi, “Hz. Peygamber, hiçbir gayb bilgisine sahip değildir. Hadis kitaplarında gelecekle ilgili O’na nisbet edilen sözler, mevzu’dur, sonradan uydurulmuştur” neticesine varabilir. Hâlbuki “Gaybı bilen Allah, razı olduğu elçiden başka kimseye gaybını izhar etmez”2 ayeti, birinci ayeti anlama noktasında bize rehberlik etmektedir. Ayetler beraber mütalaa edildiğinde ortaya çıkan sonuç şudur:
Hz. Peygamber, kendiliğinden gaybı bilemez. Fakat Allah’ın bildirdiği kadar bilmesine hiçbir engel yoktur.3
2-“Öyle bir günden sakının ki, hiçbir nefis o günde başkasına fayda veremez. Kimseden şefaat kabul edilmez. Kimseden bir bedel alınmaz. Onlara yardım da edilmez“4 ayetine bakan kimse, şefaati bütünüyle reddedebilir. Nitekim Mu’tezile mezhebi, bu ve
“Şefaat edenlerin şefaati onlara bir fayda vermez.”5
“Zalimler için ne yakın bir dost, ne de sözü dinlenir bir şefaatçi yoktur”6 gibi ayetlere dayanarak şefaati inkâr cihetine gider.7 Hâlbuki şefaatin olmadığını ifade eden ayetler, kâfirlere bakmaktadır.8 Ayrıca, “Şefaat edenlerin şefaati onlara bir fayda vermez” ayeti, şefaatin sübutuna delalet eder. Yoksa onlardan nefyin bir manası olmazdı.9
“İzni olmaksızın Allah katında kim şefaat edebilir?”10
“Göklerde nice melekler vardır da, Allah’ın dileyip razı oldukları dışında, şefaatleri kimseye fayda vermez”11 gibi ayetlerde ise, şefaat Allah’ın iznine talik edilmiştir. Şefaat batıl olsaydı, elbette izin zikrolunmazdı.12
Şefaat Allah’tandır. Lakin Allah’ın tasarrufu sebeplerle olmaktadır. Cenab-ı Hak, Hz. Azrail vasıtasıyla ruhları kabzettiği gibi, melekler, nebiler ve makbul kulları vasıtasıyla da bir kısım günahkârları azaptan kurtaracak, rahmetinin tecelligahı olan cennetine alacaktır.
“Şefaatim, ümmetimin kebair ehlinedir.”13 kabilinden pek çok hadis, mütevatir bir şekilde şefaati isbat eder.14
Hadiste “Büyük günah işleyenlerin” nazara verilmesi şundandır:
Büyük günahı olmayanların zaten şefaate ihtiyaçları yoktur. Veya Hz. Peygamber derecesinde olmayan birinin şefaati, onların bağışlanmasına yetecektir.
Ancak ilgili hadisi “Peygamber hiç böyle der mi? Böyle dediğini kabul ettiğimizde ‘ey ümmetim, siz büyük günahları işleyin, ben zaten size şefaatçi olacağım’ demiş olmaz mı?” şeklinde değerlendirip reddedenler de çıkabilmektedir. Böyle bir yorumda çok ciddi bir problem vardır. Şöyle ki:
Şu âyet, Kur’anda en müjdeli âyet kabul edilir:
“De ki: Ey nefislerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları affeder. Gerçekten O, Ğafur- Rahîm’dir (çokça bağışlayan, çokça merhamet edendir).”15
Üstteki hadisi çarpık bir şekilde değerlendirenler aynı bakış açısıyla bu âyet hakkında “Allah hiç böyle der mi? Böyle dediğini kabul ettiğimizde, “ey kullarım, siz büyük günahları işleyin, ben zaten sizi affedeceğim” yorumunu mu yapacaklar?!
Hâlbuki hadiste günaha bir teşvik yoktur, âyette de olmadığı gibi… İnsan zaten günahları olan bir varlıktır. Âyet de hadis de insanlara ümit vermekte, tevbe kapısına sevketmektedir.
Büyük günah sahibi müminlere şefaati bildiren hadisi “onları gevşekliğe sevkeder” gerekçesiyle reddetmek nasıl yanlışsa, bu hadisi ve üstteki âyeti “nasıl olsa peygamber şefaatçi olacak, Allah da affedecek, öyleyse günah işlemekten çekinmeyelim” şeklinde anlamak da son derece yanlıştır.
3- Hz. Musa rüyet talep ettiğinde Cenab-ı Hakk’ın “Beni asla göremezsin…“16 buyurması ve “Gözler onu idrak edemez“17 gibi ayetlerden hareketle Mutezile, ahirette rüyetullah’ı inkar eder.18
Hâlbuki “O gün nice yüzler parlaktır. Rablerine bakmaktadır.”19 gibi ayetler ve “Bedir halindeki kameri sıkışmadan rahatça gördüğünüz gibi, Rabbinizi de gözlerinizle perdesiz göreceksiniz”20 gibi hadisler rü’yetullahı isbat etmektedir.
4-“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını çekmez.”21 ayeti, suçun şahsiliğini nazara verir. Bazıları bu ayetten “kimse, kimsenin yaptığından suale çekilmez” gibi bir hükme varabilir.
Hâlbuki “Onlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiğinde, ‘onlar eskilerin masalları’ derler. Böylece, kıyamet günü hem kendi günahlarını tam olarak yüklenecekler, hem de bilgisizlikleri sebebiyle saptırmakta olduklarının günahlarından yüklenecekler. Dikkat edin, ne kötü bir yük yükleniyorlar!”22 ayeti, diğer ayeti nasıl anlamamız gerektiği hususunda bize rehberlik etmektedir. Birinci ayetin ifade ettiği gibi, suçun şahsiliği esas olmakla beraber, başkasının günaha girmesine, dalalete düşmesine sebep olanlar, bu veballerinin karşılığını çekeceklerdir. Çünkü “sebep olan, yapmış gibidir.”
1En’am, 50
2Cinn, 26-27
3Bkz. Hafız İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Kahraman Yay. İst. 1985, III, 252; Kadı Beydâvî, Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil, Daru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1988, I, 302; Nursi, Said, Mektubat, Envar Neş. İst. 1993, s. 96
4Bakara, 48
5Müddessir, 48
6Mü’min, 18
7 Saduddin Taftezani, Şerhu’l- Akaid, (Haşiyetu’l – Kestelli ile beraber), Salah Bilici Kit. İst. 1973, s. 149
8Taftezani, Şerhu’l- Akaid, s. 149; İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l- Beyan, Eser Neş. İst. 1389 h. I, 127
9Taftezani, Şerhu’l- Akaid, s. 149
10Bakara, 255
11Necm, 26
12 Ebu Muhammed Yemeni, Akaidu seles ve’s- Sebîne fırka, Tahkik: Muhammed Abdullah Zerban el-Amidi, Mektebetu’l- Ulûm ve’l- Hikem, Medine, 1414 h. I, 438-439
13Ebu Davud, Sünne, 21; Tirmizi, Kıyame, 11; İbn Mace, Zühd, 37
14Taftezani, Şerhu’l- Akaid, s. 149
15 Zümer, 53
16A’raf, 143
17En’am, 103
18 Ebu’l- Hasen Eş’ari, Makalatu’l- İslamiyyin, Mektebetu’l- Asriyye, Beyrut, 1990, I, 238; Hatib Bağdadi, El-Fark beyne’l- Fırak, Mektebetu Daru’t- Türas, Kahire, s. 114-115; Yemeni, I, 431
19Kıyame, 22-23
20Buhari, Tevhid, 24; Müslim, Zühd, 16; Tirmizi, Cennet, 16; İbn Mace, Mukaddime, 13
21En’am, 164; İsra, 15; Zümer, 7; Necm, 38
22Nahl, 24-25
