Kur’anın bir kısım ayetleri fıkhî hükümlerden bahseder. Bu ayetlerin değişik yorumları “mezhepler” şeklinde kendini gösterir. Bu mezhepler, kurucularının adıyla bilinen fıkhî medreseler (ekoller)dir. 1 İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik ve Ahmed Bin Hanbel en meşhur mezhep imamlarıdır. Bu imamlar, hakkında sarih nass bulunmayan meselelerde içtihat yapmışlar, hüküm vermişlerdir. Bunların dışında başka müçtehitler de bulunmaktadır.
İçtihat, kelime olarak herhangi bir fiil için olanca gayreti sarf etmek anlamına gelir. Terim olarak ise, hüküm verme durumundaki kişinin meselenin hükmünü kıyas yoluyla Kitap ve Sünnete ircaıdır.2
Gerçek manada bir içtihatta şu esasların gerçekleşmesi gerekir:
1-Müçtehidin bütün gayretini sarf etmesi.
2-Bu işi yapanın müçtehit olması.
3-İçtihadın şer’î, amelî hükümlerin bilinmesi gayesiyle yapılması.
4-İçtihadın istinbat yoluyla olması.3
İstinbat kelimesinin türediği nabt, kuyu kazılırken ilk çıkan suyun adıdır.4 Müçtehit, yerin altından su çıkarmaya çalışan kişiye benzetilmiştir. Kuyu ustaları bazı emarelerle “şu toprağın altında su vardır” diyebildikleri gibi, müçtehit imamlar da ayet ve hadislerin yorumunda başkalarının göremediğini görür, sezemediğini sezerler. Hz. Peygamber müçtehidin durumunu şöyle anlatır:
“Hakim (müçtehit) isabet ettiğinde iki sevap vardır. Hata ettiğinde ise, bir sevap.”5
Müçtehidi petrol mühendisine benzetebiliriz. Petrol mühendisi yapılan sondajda isabet ederse maaşına ilaveten prim de alır. Fakat gösterdiği yerden petrol çıkmazsa, yine de maaşını alır.
Kur’anın şu ayeti istinbatla ilgilidir:
“Onlara, emniyet veya korkuyla ilgili haber geldiğinde bunu hemen yaydılar. Hâlbuki onu, Peygamber’e ve aralarındaki ulu’l-emr olanlara (söz ve tedbîr sahibi yetkililere) bildirselerdi, elbette onlar istinbat ederler, yapılması gerekeni bilirlerdi.”6
Hz. Peygamber döneminde Müslümanlar Medine’ye hicret edince, kısmen emniyete kavuşmakla beraber, bütünüyle emniyette değillerdi. Her an müşrik Mekkelilerin saldırma ihtimali vardı. Halk arasında zaman zaman “geldiler, geliyorlar” şeklinde dedikodular yayılmaktaydı.7 Üstteki ayet, böyle durumlarda yapılması gerekeni ders vermektedir.
Hamdi Yazır, ayetten şu istinbatlarda bulunur:
1-Olayların hükümleri içinde doğrudan nass ile malum olmayıp, istinbat ile bilinecek olanlar da vardır.
2-İstinbat ta bir delildir.
3-İstinbata ehil olmayan avamın, olayların hükmünde ehl-i ilme müracaatı ve taklidi vaciptir.
4-Rasulullah da istinbat ile mükelleftir.8
Nass’lar sınırlı, olaylar sınırsız olduğundan, içtihat ve istinbat bir zaruret olarak kendini gösterir.9
Hz. Peygamber Muaz Bin Cebel’i Yemen’e görevli olarak gönderirken aralarında şu konuşma geçer:
-Onlara ne ile hükmedeceksin?
-Kur’an’la.
-Ya Kur’anda bulamazsan?
-Rasulünün sünnetiyle.
-Ya sünnette de bulamazsan?
-O zaman kendi reyimle içtihat ederim.
Bu cevap üzerine Hz. Peygamber şöyle der: “Rasulünün elçisini muvaffak eden Allaha hamdolsun.”10
Bu olayda görüldüğü gibi, bir meselenin hükmünü araştırılırken önce Kur’ana bakılacak, onda açık bir hüküm bulunmazsa Hz. Peygamberin sözlerine müracaat edilecek, orada da doğrudan bir hüküm bulunmadığında içtihat yapılacaktır.
İlk mezhep imamı olan İmam-ı Azam Ebu Hanife benzeri bir yaklaşımla şöyle der:
“Önce Allah’ın kitabına bakarım.
Onda bulamazsam, Allah Rasülünün sünnetiyle amel ederim.
Allah’ın kitabında ve Rasulünün sünnetinde bulamazsam sahabenin görüşüne bakarım, onlardan bazısının görüşünü alır, bazısının da almam. Ama sahabe görüşünü bırakıp başkasının görüşüne de gitmem…
Tabiine gelince, onlar içtihatta bulundular, ben de içtihatta bulunurum. Neticede onlar da adam, biz de adamız.”11
Not: İmam-ı Azam, kendisi de sahabe sonrası gelen tabiin neslindendir.
Fakat herkesin içtihat seviyesini yakalayabilmesi realitede mümkün değildir. Çünkü içtihat için bir takım şartlar gerekmektedir. Bunların başlıcaları şunlardır:
1-Arapçayı iyi bilmek.
Zira Kur’an ve hadisler Arapçadır. İyi bir Arapça bilmeyen birisinin kelamın zahirini mücmelini, hakikatini mecazını, âmmını hassını, muhkemini müteşabihini, mutlakını mukayyedini, nassını fehvasını… bilebilmesi mümkün değildir.
2-Kur’anı iyi bilmek.
Zira Kur’an, dinin esası, masdarıdır, bir hablullahtır. İçtihat için sadece ayetlerin bilinmesi yeterli olmayıp, ayetlerin sebeb-i nüzullerini, nasihini mensuhunu da bilmek icap eder.
3-Sünneti iyi bilmek.
Hz. Peygamber Kur’anın ilk müfessiridir. Onun sözlerini bilmeden Kur’anı iyi anlayabilmek mümkün değildir. Ayrıca hadislerin metnine ilave olarak onların rivayet yollarını, ravilerin durumlarını da bilmek gerekir.
4-İcma yerlerini bilmek.
5-Kıyas
6-“Makasıdu’ş-Şeria” denilen dinin temel maksatlarını bilmek.
7-Sağlıklı bir anlayış.12
1Zeydan, s. 348
2Bkz. İbn Manzur, II, 135; Zeydan, el- Veciz, s. 339
3Zeydan, el- Veciz, s. 339
4Kurtubi, V, 188
5Buhari, İ’tisam, 21; Müslim, Akdiye, 15; İbn Mace, Ahkâm, 3
6Nisa, 83
7 Bkz. Beydavî, I, 227
8Yazır, II, 1403-1404
9Ebu Zehra, I, 16 ve II, 6
10Ebu Davud, Akdiyye, 11; Tirmizi, Ahkâm, 3; İbn Mace, Menasik, 38; İbn Hanbel, V, 230
11 Ahmed Şerebasi, el- Eimmetü’-l Erbaa, Daru’l- Ceyl, Beyrut, s. 28-29
12Bkz. Ebu Zehra, II, 101- 109; Zeydan, el- Veciz, s. 340- 343
