Bazı esaslara temas ile 73 fırka konusunu noktalamak istiyoruz:
1-İhtilaf beşerin tabiatında vardır. Dolayısıyla insanın olduğu yerde ihtilaf kaçınılmazdır. İnsanın mahiyetinde yer alan şehvet, gadap ve akıl kuvvetleri ihtilafın temel umdeleridir.1 Mesela, akıl herkeste aynı seviyede olmadığından, ister istemez akıllar arasında farklı görüşler çıkacak, yüksek idrak seviyesini yakalayamayanlar bir takım gerçekleri inkâra yöneleceklerdir.
2-Hz. Âdemden beri insanlar fırka fırkadır. Her bir fırkanın bir türlü mezhebi ve bir türlü meşrebi vardır… “Her hizip kendilerinde olanla ferahlanır”2 muktezasınca, hepsi kendi mesleğini beğenip, onu başkalarının gittiği yola tercih eder.3
3-“Her birinize bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet yapardı…”4 ayeti, insanlık âlemindeki ihtilaftaki İlahi tasarrufa dikkat çeker. Yani Allah dilese insanları melekler gibi ihtilafa kabiliyetsiz yaratırdı. Fakat O, insanlık âleminde renklilik, hareketlilik ve müsabaka istemiş ve insanları ihtilafa müsait bir fıtratta yaratmıştır.
“Cenab-ı Hak insan nevini binler nevileri sümbül verecek ve hayvanların diğer binler nevileri kadar tabakalar gösterecek bir fıtratta yaratmıştır.”5 Bu insanın kuvvelerine, latifelerine, duygularına had konulmamış, serbest bırakılıp hadsiz makamlarda gezecek kabiliyet verilmiştir.
İnsanlara ihtilafa sebebiyet veren kabiliyetler verilmeseydi, Hamdi Yazır’ın dediği gibi, “bütün insanlar diğer hayvan türlerinde olduğu gibi, muttarit, yeknesak, monoton bir hayat içinde geçer giderdi.”6
4-İhtilaf düşünceyi donukluktan kurtarır ve onu dinamik bir yapıya kavuşturur. “İhtilafı reddetmek, insan fıtratını kabul etmemek ve düşünceyi donuklaştırmak demektir.”7 İhtilaf realitesini göz ardı ederek “bütün halk bir mezhepte, bir meşrepte olsun” demek, muhali taleptir… Beyhude zahmet çekmektir.8
5-İslam aleminde görülen fırkalar, nass’ları kendi hevalarına göre yorumlayarak ortaya çıkmışlardır. Bunlar, İbn Teymiye’nin dediği gibi, önce bir görüşe inanmışlar, sonra buna Kur’andan delil bulmaya çalışmışlardır.9 Ayrıca, mezheplerine muhalif ayetleri de te’vil cihetine gitmişlerdir.10 Hâlbuki Kur’anda var olanı göstermekle, kendi fikrini Kur’andanmış gibi göstermek çok farklı şeylerdir.
6-Kur’an, Yahudilerin Tevrat’ı tahriflerini haber verir.11 Tahrif iki türlüdür:
1-Lafızda tahrif.
2-Manada tahrif.12
Birinci tür tahrif Kur’anda asla söz konusu olmamıştır. Fakat ehl- i bid’a fırkalarınca zorlamalı fasit tevillerle ayetlere farklı manalar yüklenmiştir. İbn Kayyim’in ifadesiyle “ehl-i Kitabın iftiraki, bu ümmetin 73 fırkaya ayrılması ancak te’vil iledir. Cemel, Sıffin, Harre’de Müslüman kanının akması, İbn Zübeyr fitnesi vb… hep teville meydana gelmiştir.”13
7-“Mezhep mizaçtan teşerrüp eder. Arı su içer bal akıtır, yılan su içer, zehir döker.”14 Yani, aynı hakikate yönelen iki insan, mizaçlarının etkisiyle farklı neticelere ulaşırlar. Su, içinde bulunduğu kaba göre şekillenip renk aldığı gibi, hakikatler dahi muhataplarının mizacına göre şekillenir, renklenirler. Aynı Kur’ana muhatap olan kişilerin farklı yorumlarda bulunmaları bu gerçeği isbat eder.
8-Ehl-i sünnetten ayrılan 72 fırkaya “ehl-i bid’a ve ehva” tabiri kullanılır.15 Böyle denilmesi, dinin özünde olmayan ve kendi hevalarından kaynaklanan görüşlerinden olmuştur.
9-“Meslekler, mezhepler ne kadar batıl da olsalar, içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakikat bulunur. Eğer asarına (eserlerine) ve neticelerine hükmeden hak ve hakikat ise ve menfi cihetleri müsbet cihetlerine mağlup ise, o meslek haktır. Eğer içindeki hak ve hakikat neticelere hükmedemiyor ve menfi cihet müsbet cihetine galebe ediyorsa, o meslek batıldır. Onun ehli, ehl-i bid’a ve dalalet olur…”16
Mesela, Vehhabiler ve Hariciler, halis tevhide aykırı ve putperestliği ima edecek her şeyi reddetmeyi bir esas kabul etmişler.17 Hareket noktaları hak olmakla beraber, zamanla büyük zatların türbelerini harabeye çevirmek, Hz. Peygamberin kabrinin perdesini yenilememek, şefaati reddetmek… gibi aşırılıklarda bulunmuşlar.
Said Nursi, bu bağlamda şu neticeye varır: “Her batıl mesleğin her bir ciheti batıl olmak lazım değildir.”18
10-“Yahudilerden bir, Hristiyanlardan bir, Müslümanlardan bir olmak üzere üç fırka-i naciye yoktur. Her zaman için bir fırka-i naciye vardır.”19 Yani, her üç semavî dinde pek çok fırkalar ortaya çıkacak, bunlardan biri gerçek manada hak yolda olacak ve kurtulacaktır. Bu kurtulan fırka, ister Yahudi, ister Hristiyan, isterse Müslüman olsun, hep aynı özellikte bulunacaktır. Zira “Allah katında din İslâm’dır”20 ayetinin hükmünce, bütün semavî dinler aynı esaslar üzerine bina edilmiştir.
11-Usulu’d- dinde müttefik, füru-u dinde ihtilaf eden fıkhi mezhepler 73 fırkaya dâhil değillerdir.21
12-Ehl-i bid’a ehl-i kıbledir. Dolayısıyla tekfir olunmaz.22 Şatıbi’nin dediği gibi, “bunlar her ne kadar dalalet ehli olsalar da dinden çıkmış değillerdir. Hz. Peygamberin 73 fırkadan bahseden hadisinde ‘ümmetim’ demesi buna delalet eder. Çünkü bunlar bid’alarıyla dinden çıkmış olsalardı Hz. Peygamber bunlara ‘ümmetim’ demezdi.”23
Bununla beraber Hz. Aliyi ilah gören veya Cebrail’in vahyi yanlışlıkla Peygambere getirdiğini iddia edenlerin ve benzerlerinin küfrü açıktır.24
13-Her insanın mizacı söz ve eserlerine yansır… Mesela, sünnî birinin tefsirinde ehl-i sünnetin nurları parlar. Mu’tezilî birinin ifadelerinden i’tizal kokuları gelir. Şiî birinin te’villerinden teşeyyu rüzgârları hissedilir.”25
14-Yetmiş üç fırkanın günümüzdeki görünümüyle ilgili olarak Said Nursi şöyle der:
“Şu fırkalar eğer çendan bir hizip olarak görünmüyor, fakat efkârda tahallül ederek münteşiredir. Herkesin dimağında onların meylettiği mesleğe meyelan bulunabilir.”26
Yani, gerçi bir grup olarak görünmese bile, 73 fırkanın fikirleri halen mevcuttur. Sözgelimi, “ben kaderimi kendim çizerim!” diyen birisi, bilerek veya bilmeyerek Mu’tezilenin fikrini savunmaktadır. Keza, dalmış olduğu günahlar karşısında “ne yapayım, kaderim böyleymiş!” diyen birisi, ismini söylemese bile Cebriye mezhebindendir. Keza, “iman olduktan sonra günah zarar vermez. Benim kalbim temiz!” diyen birisi, farkına varmadan Mürcie’nin görüşünü savunmaktadır. Gördüğü her günahkârı kâfir zanneden birisi, Haricî zihniyetiyle meseleye yaklaşmaktadır.
1Kutub, I, 215
2Mü’minun, 53 ve Rum 32
3Katib Çelebi, Mizanu’l- Hak fi İhtiyari’l – Ehak, Marifet Yay. İst. 1990, s. 198
4Maide, 48
5Nursi, Lem’alar, s. 164
6Yazır, III, 1700
7Özler, s. 142
8Kâtip Çelebi, s. 198
9İbn Teymiye, II, 225. Ayrıca bkz. Salih, s. 294
10İbn Teymiye, II, 223
11Bakara, 75; Nisa, 46; Maide, 13 ve 41
12Râzî, III, 134; İbn Kesir, I, 164-165; Beydâvî, I, 70; Kutub, II, 859
13İbn Kayyim, IV, 193
14Nursi, Asar-ı Bediiyye, s. 102
15Bkz. Yemeni, I, 10
16Nursi, Mektubat (osm.), s. 583
17Ebu Zehra, I, 235-236
18Nursi, Mektubat (Osm.), s. 583- 584
19Yazır, III, 2110
20Âl-i İmran, 19
21Bağdadi, s. 9-10
22Taftezani, Şerhu’l- Akaid, s. 191; Şatıbi, İ’tisam, s. 405
23Şatıbi, IV, 139
24İbn Abidin, III, 309-310; Şatıbi, İ’tisam, s. 405
25Zerkani, II, 96
26Nursi, Asar-ı Bediiyye, s. 366
