İÇTİHAT VE MEZHEPLERLE İLGİLİ BAZI ESASLAR

Bu bölümde içtihat ve mezheplerle ilgili bazı esaslara dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü bu esaslar iyi bilinmediğinde bazen mezhep dinin yerini alabiliyor, ictihadî bir hüküm muhkem bir nass gibi değerlendirilebiliyor.

1-Mezhepler bir şeriat olmadığı gibi, İslam dışında da değillerdir. İslam Şeriatı mezheplerden daha büyük ve daha geniştir. Farklı mezhepler İslam’ın parçalanması değildir.1 Mezhepler dinden olmakla beraber dinin kendisi demek olmadığından, mezhepten çıkan dinden çıkmış olamaz.

2-Mezhep kurucusu olan imam (müçtehit), hiçbir şekilde bir din ve şeriat vazıı değildir. Çünkü dinin vazıı ancak Allah’tır.2

3-“Hiçbir fıkhi mezhep diğerinden daha evla değildir.”3

Şarani, mezhepleri aynı pınardan dağılan su arklarına benzetir.4 Hz. Musa’nın asasını taşa vurmasıyla taştan on iki göze olarak su akması olayı,5 işari olarak bu manaya bakmaktadır kanaatindeyiz. Rivayete göre Beni İsrail on iki kabile halindedir ve on iki farklı yerden su çıkmasıyla her kabile kendine ayrılan bölümden suyunu almıştır.6 İçtikleri yerler ayrı olmakla beraber, aslında hepsi aynı sudan içmektedirler.

4-Mevridi’n- nassda ictihada mesağ yoktur.7 Yani, hakkında sarih ayet veya hadis bulunan bir meselede içtihat söz konusu olamaz.

Mesela, Ramazan ayında oruç Kur’anın nassıyla sabit bir emir iken,8 “bu orucu on güne indirelim” veya “Orucu Eylül ayına sabitleyelim” şeklinde bir içtihat yapılamaz. İblis, “Âdeme secde edin” nassı varken,9 “ben ondan daha hayırlıyım”10 diyerek yanlış bir kıyas yapmış, İlahi huzurdan kovulmuştur.11

Rey ekolünün en güçlü temsilcilerinden İmam-ı Azam, “sahih hadis olduğunda benim mezhebim odur” diyerek, reyin nerede kullanılması gerektiğini ifade etmiştir.12

5-Müçtehit hata da edebilir, isabet de… Meselenin derin ve kapalı oluşu sebebiyle müçtehit isabetle mükellef değildir. Bundan dolayı, hata eden müçtehit mazurdur, hatta me’curdur.13

6-Müçtehitlerin ortaya koyduğu çözümler prensip olarak bağlayıcı değildir. Bunların bağlayıcı olması, başka çaresi olmayanlar içindir. Bağlayıcı olan Allah’ın hükmüdür. Bu hüküm, esas olarak Kur’anda ve sünnettedir.14

7-Müçtehid, müçtehidi inkâr etmez.15 Mesela, Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Züfer, İmam-ı Azamın talebesi olmakla beraber, onun taklitçisi değillerdi. Her biri içtihatlarında hür ve müstakildi.16 Hanefi mezhebinde pek çok meselede bu imamların zaman zaman farklı içtihatları vardır. İmam-ı Azama olan hürmetleri, reylerini izhar etmelerine engel olmamıştır.

8-“Müçtehitlerin kitapları, vesile gibi, cam gibi Kur’anı göstermeli, yoksa gölge, vekil olmamalı… Mesela, bir adam İbn Hacer’in kitabına baktığında Kur’anın ne dediğini öğrenmek maksadıyla bakmalı. Yoksa İbn Hacer’in ne dediğini anlamak maksadıyla değil.”17

9-Müçtehitler hiçbir zaman kendi ulaştıkları neticenin sabit ve değişmez nihai hüküm olduğunu söylememişlerdir. Zira Hz. Peygamber, din ile içtihadı net bir şekilde birbirinden ayırmıştır.

Mesela, komutanı Büreyde’ye düşmanı kuşattıklarında nasıl hükmedeceğini sorar.

Büreyde,”onları Allah’ın hükmüne çağırırım” deyince, şu hatırlatmayı yapar:

“Böyle deme. Onlar hakkında Allah’ın hükmüne isabet edip etmediğini bilemezsin. Lakin onları senin ve arkadaşlarının hükmüne davet et.”18

Hz. Ömer bir gün minberde şöyle der: “Ey insanlar! Rey (görüş, içtihat) ancak Peygamberden isabetli olur. Çünkü Allah O’na gerçeği göstermiştir. Bizden sadır olan rey ise, bir zan ve tekellüftür.”19

Hz. Ömer’in kâtibi, onun bildirdiği bir hükmü yazarken “Bu emiru’l- mü’minin Ömer’e Allah’ın gösterdiği reydir” şeklinde bitirince, Hz. Ömer müdahale edip, “böyle yazma! Lakin “bu, emiru’l- mü’minin Ömer’in reyidir” yaz” der.20

İmam-ı Azam, yaptığı içtihatlar hakkında şöyle demektedir: “Bu, ulaştığımız en güzel neticedir. Daha güzelini bulan ona tabi olsun.”21

Fukahadan biri İmam-ı Azama sorar: “Bu, kendisinde asla bir şek olmayan nihai bir sonuç mudur?” İmam-ı Azam şu cevabı verir: “Bilmiyorum, belki de hiç şeksiz batılın ta kendisidir.”22

İmam-ı Malik, bir mesele hakkında içtihat ettiğinde ayetten iktibasla şöyle demektedir: “Biz ancak bir zan içindeyiz. Yakinen bilenlerden değiliz.”23

Fukaha, bu konuda şunu söylemişlerdir: “Bizim bu reyimiz hataya ihtimali olan bir doğrudur. Başkalarının reyi ise, doğruya ihtimali olan bir hatadır.”24

Bu ifade, son derece ince bir bakış açısını yansıtmaktadır. Şöyle ki: Müçtehit bütün gayretini kullanıp doğruya ulaşmaya çalışır. Vardığı nihai sonuca göre amel etmek ve sorulduğunda ona göre cevap vermek durumundadır. Fakat kendi ulaştığı sonucu gerçeğin ta kendisi olarak görmek uygun değildir. Zira nefsü’l- emirdeki gerçek daha farklı olabilir.

İşte bütün bunlar gösteriyor ki, mezhep dindendir, fakat din değildir. Müçtehidin içtihadı her zaman hakka isabet etmeyebilir. Bu noktada Hz. Ömer’in şu uyarısı unutulmamalıdır:

“Yol, Allah ve Resul’ünün gösterdiği yoldur. Hatalı bir içtihadı ümmete bir yol haline getirmeyin!”25

1Zeydan, s. 349-350; Ayrıca bkz. Zerkani, II, 43

2Özler, s. 56

3Şarani, I, 21

4Şarani, I, 21

5Bkz. Bakara, 60

6İbn Kesir, I, 143; Kurtubi, I, 286; Bursevi, I, 147

7Zerka, s. 147

8Bakara, 183-185

9Hicr, 29

10A’raf, 12

11İbn Kesir, III, 388

12İbn Abidin, I, 46

13Taftezani, Şerhu’l- Akaid, s. 195

14Karaman, II, 686

15Şarani, I, 24

16Ebu Zehra, II, 112

17Nursi, Asar-ı Bediiyye, s. 180

18İbn Kayyim, I, 31

19İbn Kayyim, I, 43

20İbn Kayyim, I, 31-32

21Ebu Zehra, II, 79

22Ebu Zehra, II, 79

23İbn Kayyim, I, 35. İktibas edilen ayet, Casiye, 32. ayettir.

24Ebu Zehra, I, 18

25İbn Kayyim, I, 43

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir