Kur’ânın i’caz sırlarından biri teşbihtir.1 Teşbih (allegori), aralarında ya hakikaten veya mecazen münasebet bulunan şeyleri birbirine benzetmektir.2 Teşbihte esas olan, zayıfın kuvvetliye benzetilmesidir.
Mesela, “Ali, aslan gibi cesurdur” dediğimizde Ali’nin cesaretini aslana benzetiriz. Bu cümlede teşbihin dört esasını da görmekteyiz:
1. Müşebbeh, yani benzeyen. (Ali)
2. Müşebbehün bih, yani benzetilen. (Arslan)
3. Vech-i şebeh, yani benzetme ciheti. (Cesaret)
4. Edat-ı teşbih. (gibi)3
-Bu dört unsurun da beraber bulunduğu teşbihe “teşbih-i mufassal”;
-vech-i şebehi söylenmeyen teşbihe “teşbih-i mücmel”;
-edat-ı teşbihi bulunmayan teşbihe “teşbih-i müekked”
-ve vech-i şebehle edat-ı teşbihi olmayan teşbihe “teşbih-i beliğ” adı verilir.4
Dört unsuru da taşıyan teşbihler fazla kullanılmaz. Belağat cihetiyle de makbul değildir. “falanın ilmi deniz gibi” demektense, “falan deryadır” demek daha etkilidir.5
Teşbihte her cihetle mutabakat aranmaz.6 Müşebbehin müşebbeh bih’e bir yönden benzemesi yeterlidir. Diğer bir ifadeyle, teşbihin bir haddi vardır. Çünkü eşya bazı cihetlerden birbirine benzer, bazı cihetlerden ise birbirinden farklıdır. Dolayısıyla teşbihin hangi cihetten olduğuna bakılır. Mesela insanın yüzü ay ve güneşe benzetilince bununla yüzün parlaklığı kastedilir, yoksa cirmen büyüklük ve yakıcılık hatıra gelmez.7 “Ali, aslandır” dediğimizde cesaret yönünü nazara almak yeterlidir, ayrıca tüy ve pençe aramaya lüzum yoktur.
Teşbih ile anlatımda bir takım incelikler, nükteler, ibretler vardır.8 Teşbih, manayı canlı bir şekilde zihne yaklaştırır.9 Günlük hayatımızda ve edebiyat alanında sıkça teşbihlerle karşılaşırız. Mesela,
-siyah saç, geceye,
-yüksek insanlar, yıldıza,
-at, rüzgâr ve şimşeğe,
-yıldızlar, inci ve çiçeklere,
-gemiler, dağlara,
-cimri insan, kurak araziye… benzetilir.10
Yahya Kemal’in “durmuş saat gibiydi durup geçmeyen zaman” 11 ifadesinde, zaman durmuş saate benzetilmiştir. Durup geçmeyen zaman, gerçekten “durmuş bir saat” değildir. Şair, ruh sıkıntısından doğan vaktin bir türlü geçmeyişini bu şekilde daha kuvvetli anlatmıştır.12
Bir de şu ifadelere bakalım: Gök gürültüsü sanki havada gezen bulutların çobanıdır. Hava okyanusunda şimşek asasını bulutların başlarına doğru uzattığında, bu parçalar titreşir, sarsılırlar. Onların bu hali,
-haşre rastlamış dağları
-veya kasırgaların oynadığı gemileri,
-altta depremin titreştirdiği bahçeleri
-veya eşkıyanın hücumundan kaçan bir kafileyi hatırlatır.13
Teşbih müşebbehün bih itibariyle de “hissî ve aklî” olmak üzere ikiye ayrılır. “Sen güneş gibisin” ifadesi hissî bir teşbihtir, “Cehalet ölüm gibidir” ifadesi ise aklî bir benzetmedir. Cehennem zakkumundan bahseden ayette “o ağacın tomurcukları şeytanların başları gibidir”14 denilmesi ise vehmî bir benzetmedir. (Teşbih- i muhayyel.)15 Yani hariçte ve vaki’de insanlar böyle bir şey görmemekle beraber, zihnen ve hayalen böyle bir ifadeyi tasavvur edebilmektedirler.
Kur’ân-ı Kerim’in bazı teşbihleri din düşmanlarınca saptırılarak İslam’a saldırıda kullanılmak istenir. Bunlardan biri şu ayettir:
“Kadınlarınız sizin için bir harstır”16
Hars kelimesi, “ekinlik, ekim yeri” anlamında olup, bununla kadının kadınlık uzvu toprağa, erkeğin nutfesi tohuma, doğacak çocuk da hasılata benzetilmiştir.17 Bu beliğ teşbih, gerçeğin latif bir anlatımı iken, bunu “Kur’ân kadını tahkir etmiştir” şeklinde yorumlamak idrakten mahrumiyetin ve art niyetin net bir göstergesidir.
Şu ayette ise kadınlarla alakalı beliğ bir teşbihle erkek ve kadın birbirleri için birer elbise olarak nazara verilmiştir:
“Onlar (kadınlar) sizin için bir libas, siz de onlar için bir libassınız.”18
Yani, elbise gibi yekdiğerinize sarılır, sarmalaşırsınız. Elbisenin ayıpları örtmesi, soğuk ve sıcaktan koruması gibi, her biriniz diğerinin halini örter, iffetini muhafaza ve fücurdan vikaye eder.19
Kur’ânda Teşbihle İlgili Yazılmış Bazı Kitaplar
Esraru’t- Tenevvü’ fi Teşbihati’l- Kur’âni’l – Kerim, (Melik Hasan Bahş)
Et- Teşbihatü’l- Kur’âniye ve Mede Te’siruha fi’n- Nüfus, (Daifullah er-Rahili)
Kitabu’l- Ceman fi Teşbihati’l- Kur’ân, (Abdullah Bin Hüseyin İbn Nakiya)
Teemmülat fi Belağati’t- Teşbihi’l- Kur’ânî, (Abdülhamid Mustafa İbrahim)
Edevatu’t- Teşbih ve Delalatuha ve İstimalatuha fi’l- Kur’âni’l – Kerim, (Mahmud Musa Hamedan)
Cahiliye Şiirinde ve Kur’ânda Benzetme, (İsmail Durmuş)
1 Ebu Zehra, s. 255
2 Mevlevi, s. 168-169
3 Bkz. Carim, s. 20; Ahmed Haşimi, Cevahiru’l- Belağa, Daru İhyai’t- Türasil-Arabi, Beyrut., s. 247-248
4 Bkz. Necmeddin Şahiner, Edebi Sanatlar, Yeni Asya Yay. İst. 1975, s. 43-44
5 Bkz. Haşimi, s. 270
6 Abdurrahman Hasen Habenneke Meydanî, Emsal ü’l- Kur’ân, Daru’l – Kalem, Dımeşk, 1992, s. 19
7 Ebu Abbas Muhammed Bin Yezid Mübered, el- Kamil, Müessesetü’r- Risale, 1986, s. 948
8 Mahmud Musa Hamedan, Edevatu’t- Teşbih, Mısır, 1992, s. 3
9 Muhammed Hüseyin Ali Sağir, es- Suretu’l- Fenniyye fi’l- Meseli’l- Kur’ânî, Daru’l- Hadi, Beyrut, 1992, s. 180
10 Haşimi, s. 288; Carim, s. 67-68
11 Yahya Kemal Beyatlı, Kendi Gök Kubbemiz, İstanbul Fetih Cemiyeti, İst. 1987, s. 110
12 İhsan Kurt, Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1991, s. 161
13 Nursî, İşaratu’l- İ’caz, (Arapça) Mihrab Yay. Almanya, s. 137
14 Saffat, 65
15 Bkz. Haşimi, 249-250
16 Bakara, 223
17 Râzî, VI, 71; Kurtubi, III, 62; Ebussuud, İrşadu Akli’s-Selim, Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Beyrut, 1990, I, 223; Yazır, II, 777; Sabunî, I, 143
18 Bakara, 187
19 Râzî, V, 106; Beydâvî, I, 106; Kurtubi, II, 211; Ebussuud, I, 201; Yazır, I, 670
