Kelimelerin Sihirli Dünyası

Etimolojik olarak “kelime” incelendiğinde, onun iz bırakıcı bir mana ifade ettiği görülür.1 Gerçekten de, bir kısım sözler büyüleyici bir etkiye sahiptir. Hz. Peygamber (asm), “beyanın bir kısmında sihir vardır2 diyerek bu tür sözlere dikkat çeker. Bülbülün nağmeleri sizi kendine celbedip, hayran hayran kendisini dinlettiği gibi, beyanda sihri yakalayanların da sözleri muhataplarını cezbeder, hayran bırakır. Kürsüde coşan bir hatibin ifadelerinde, milyonları peşinden sürükleyen bir liderin sözlerinde böyle bir sihri görmek mümkündür. Dersini güzel anlatan bir öğretmen, tatlı dille konuşan bir pazarlamacı… san’atlarında başarılı kimselerdir.

Allah’ın san’atını anlatan iyi bir hatip, ifadeleriyle sizi bahar bahçelerinde gezdirir, Allah’ın rahmet eserlerini yakından temaşa ettirir. Sonra, semaya çıkartır, yıldızlar âleminde Allah’ın kudret eserlerini gösterir. Sizi hayret ve muhabbetle dolu olarak secdeye götürür.

Tarihi iyi anlatan bir konuşmacı, büyüleyici sözleriyle sizi asırlarda dolaştırır. O asırların mühim olaylarını gösterir, olay kahramanlarıyla tanıştırır. Pek çok ders ve ibret almış biri olarak, sizi tekrar yaşadığınız asra teslim eder.

Kur’ân-ı Kerim, bir takım olayları tablolar halinde sunar. Bu tablolar, ressamın renklerle gerçekleştirdiğini kelimelerle gerçekleştirir.3 Muhatap, ayetlerin ifadelerine kendini kaptırdığında canlı bir tabloyla karşı karşıya gelir. Mesela:

1-Baygın Bakışlar

“İman edenler ‘bir sure indirilseydi’ diyorlar. Derken muhkem bir sure indirilip onda savaş zikredilince, kalplerinde bir maraz olanları, ölüm baygınlığı gelmiş kimse gibi sana bakıyorlar görürsün…”4

Mekke döneminde Müslümanlara savaş farz kılınmamıştır. Onlara “ellerinizi çekin, namazını kılın…”5 denilmektedir. Medine döneminde ise “hoşunuza gitmese de savaş size yazıldı”6 gibi ayetlerle Allah yolunda savaş emredilir. Güçlü bir imana sahip olanlar bu emri sevinçle karşılarken, kalplerinde nifak, iman zaafı gibi rahatsızlıklar olanlar, daha savaşa gitmeden âdeta ölümü yaşarlar. Ayetin tasviriyle “ölüm baygınlığı gelmiş kimse gibi” çevrelerine bakmaktadırlar.

Malumdur ki, göz kalbin aynasıdır. Kalpteki sevinç, heyecan veya korku gibi durumlar doğrudan göz aynasına yansımaktadır.

2-Göz Göre Ölüme Sevkedilenler

“Rabbin seni hak uğruna evinden çıkarmıştı. Mü’minlerden bir kısmı ise istemiyorlardı. Gerçek açığa çıktıktan sonra, seninle o konuda tartışıyorlardı. Sanki göz göre göre ölüme sevkolunuyorlardı.”7

Ayetler, Bedir savaşı öncesinden çarpıcı bir tabloyu sunmaktadır. Kureyş, Ebu Süfyan önderliğinde Şam’a bir ticaret kervanı gönderir. Bu kervandan elde ettikleri kazançla silah almayı, Medine’ye saldırıp Müslümanları imha etmeyi planlamaktadırlar. Hz. Peygamber kervanın Şam’dan ayrıldığını haber alınca 310 küsur sahabeyle kervanı ele geçirmek niyetiyle yola çıkar. Ebu Süfyan durumu öğrenince yolunu değiştirip deniz tarafından Mekke’ye yönelir. Bu arada Mekke’yi durumdan haberdar eder. Ebu Cehl’in önderliğinde 1000 kadar kişi yola koyulur. Hz. Peygamber ve ordusu, ya kervanı takip etmek, ya da kendilerinin üç misli düşmanla savaşmakla karşı karşıyadır.8

Sahabeden bir kısmı kervanın peşinden gitmek fikrindedir. Yapılan meşverette düşmanla savaş kararı çıkınca bunlar hayal kırıklığına uğrarlar. Ayetin tasviriyle “sanki göz göre göre ölüme sevkolunmaktadırlar.”

Ayetin ifadelerinde temsili bir teşbih vardır. Zelil bir vaziyette, göz göre göre ölüme götürülen kimselere benzetilmişlerdir.9

“Bedrin Arslanları”ndan bazılarına arız olan bu hali, beşerî bir zaaf olarak değerlendirmek mümkündür.

3-Ölüm Baygınlığı

“…Korku geldiğinde, onları ölüm baygınlığı gelmiş kimse gibi gözleri dönerek sana bakıyorlar görürsün. Korku gittiğinde ise, sizi keskin dillerle eleştirirler…”10

Ayet, Hendek Savaşından bir tablo çizmektedir. Müslümanlarla aynı safta görülen münafıklar, savaşmak yerine kaçmanın yollarını aramaktadırlar. Zira onlar, zora gelmeyen kimselerdir. Savaş esnasında korkulu anlar yaşandığında ödleri patlayacak gibi olurlar. Korku, tedirginlik, şaşkınlık gibi halleri doğrudan gözlerine yansımıştır. Artık o gözler bedbindir, bitkindir, sönüktür, ümitsizdir.

Korku hali gittiğinde ise kahraman kesilirler. Savaş esnasında çalışmayan ellerine bedel, savaş sonrası dilleri çok çalışır; mü’minleri sert bir üslupla eleştirirler.

Onların durumunu tasvir eden ayette “korku geldiğinde… korku gittiğinde…” denilmesi de manidardır. Korkuya âdeta bir şahsiyet verilmekte; korku gelmekte, gitmektedir. Bir dalga misali korku bu münafıkları kapladığında hepsi ölüm sekeratına tutulmuş kimseler gibi baygın baygın bakmakta; dalga kesildiğinde ise, dilleri ön plana çıkmaktadır.

4-Güç Saat

Andolsun Allah; Peygamberin ve zor saatte Ona tabi olan Muhacir ve Ensarın tevbelerini kabul etmiştir. Öyle ki, içlerinden bir kısmının kalpleri az daha eğilecek gibi olmuştu da, sonra onların tevbelerini kabul etti…”11

Ayet Tebük seferiyle alakalıdır. Hicretin 9. senesinde gerçekleştirilen bu sefer, Bizans’a karşı yapılmıştır. Bu sefere otuz bin kişi katılır. Gerçi bir savaş olmaz, ama iki ay süren bu seferde pek çok güçlüklerle karşılaşılır, ibretli olaylar yaşanır. Bu güçlüklerden dolayı sefere “gazvetu’l-usre” (zor savaş) ve bu gazveye katılan orduya “ceyşu’l-usre” (zorluk ordusu) denmiştir. Zira yiyecek içecek sıkıntısı vardır. Ordunun teçhizatı tam değildir. Yeterli sayıda binek yoktur.12 Ayrıca, senenin en sıcak günleridir. Üstelik gidilecek mesafe hayli uzaktır.13

Ayette geçen “güçlük saati” (saati’l-usre) mezkûr zorluklara işaret etmektedir. Şüphesiz olaylar bir ayıraçtır. Özellikle savaş gibi müheyyiç olaylar, insanların karakterlerinin ortaya çıkmasında mühim rol oynar. Muhacir ve Ensardan bir kısmı, böyle çetin bir olayda bazı sarsıntılar geçirdikleri “içlerinden bir kısmının kalpleri az daha eğilecek gibi olmuş idi” ifadesinden anlaşılmaktadır.

İnsan kalbi, “bir ağacın dalından sarkıtılmış ince bir ipin ucundaki tüy gibi”14 hassastır, her yönden gelen rüzgârlara açıktır. Böylesine çetin bir seferde bazı mü’minlerin kalplerinin istenmeyen bazı temayüllerde bulunması, beşerî bir realite olarak kendini göstermektedir.

5-Dar Gelen Dünya

“Geride kalan üç kişinin de Allah tevbelerini kabul etti. O derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğiyle beraber kendilerine dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıkıştırdı. Allah’tan, yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar…”15

Ayet, Tebük seferinden geri kalan üç sahabinin iç dünyasını tasvir etmektedir. Bu üç sahabi, Ka’b Bin Malik, Mürare Bin Rebi ve Hilal Bin Ümeyye’dir. Bunlar, Tebük seferine katılabilecekleri halde ihmal etmişler, fakat bu ihmalleri dolayısıyla çok ciddi bir pişmanlık duymuşlar, vicdanen rahatsız olmuşlardır.16 Ayet, “yeryüzü bütün genişliğiyle beraber kendilerine dar geldi” diyerek onların iç dünyalarını anlatır. Türkçedeki “dünya sanki başıma yıkıldı” ifadesi benzeri bir manayı ifade etmektedir.

1 Râğıb İsfehani, Müfredat, Daru’l- Kalem, Dımeşk, 1992 s. 722-725

2 Muhammed İsmail Buhari, Camiu’s – Sahih (Sahihu’l-Buhari) Çağrı Yay. İst. 1981, Nikâh, 47; Ebu Davud, Sünen, Çağrı Yay. İst. 1981, Edeb, 87

3 Bkz. Kutub, Kur’ânda Edebi Tasvir, Ter. Süleyman Ateş, Hilal Yay. Ankara, 1978 s. 9 -13 ve s. 64

4 Muhammed, 20

5 Bkz. Nisa, 77-78

6 Bakara, 216. Ayrıca bkz. Hac, 39, Bakara, 190; Tevbe, 36…

7 Enfal, 5-6

8 Hafız İbn Kesir, Tefsiru’l – Kur’âni’l – Azim, Kahraman Yay. İst. 1985 III, 554; Râzî, XV, 126

9 Mahmud Bin Ömer Zemahşeri, Keşşaf, Daru’l- Marife, Beyrut, II, 144; Muhammed Ali Sabunî, Safvetu’t-Tefasir, Ensar Yay. İst. 1987, I, 499

10 Ahzab, 19

11 Tevbe, 117

12 Râzî, XVI, 215

13 Râzî, XVI, 59

14 İbn Mace, Sünen, Çağrı Yay. İst. 1981, Mukaddime, 10

15 Tevbe, 118

16 Bkz. Buhari, Megazi, 79.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir