Zahirîlik-Bâtınîlik

Zahirîlik ve Bâtınîlık Kur’an’ı anlamada ifrat ve tefrit iki uçtur. Bâtınîler zorlamalı tevillerle Kur’an âyetlerinden sembolik mânâlar çıkarmaya ve göstermeye çalışırlar. Zahirîler ise, Kur’an’daki işarî mânâları bütünüyle redde gayret ederler, ibarenin zahirine takılır kalırlar. Hâlbuki bir orta yoldan gitmek mümkündür. Hamdi Yazır bunu şöyle belirtir:

Şüphe yok ki Kur’an apaçık bir Arapça ile inmiştir. Kur’an’ın dili, bilmece ve muamma gibi remizden ibaret sembolik bir ifade değildir. Ve şüphe yok ki nasslarda asıl olan, bir karine-i mânia olmadıkça, zahiri üzere hamlolunmaktır. Bununla beraber, Kur’an’ın Ümmü’l-Kitap olan muhkematının yanında hafî, müşkil, mücmel ve müteşabihatı; hakikati, mecazı, sarihi, kinayesi, istiaresi, temsili, tansısi, îmâsı, belâğatının nükteleri, tarizleri, telmihleri remizleri de vardır. Bütün bunlarda en açık olan mânâ maksut olmakla beraber, müstetbeat-ı terakib denilen ve tâli derecede matlup olan nice ifadeler de vardır… Herhalde zahirîlikte ifrat etmek de, Bâtınîlikte ifrat etmek kadar zararlıdır.” (VIII, 5611-5613)

Öyle görülüyor ki, ayetleri sadece zahire veya sadece batına göre yorumlamak istikametli bir tarz değildir. Gerçi normal şartlar “nasslar zahirine göredir.” Ama zahirine göre anlamamıza bir engel varsa, bundan muradın ne olduğunun araştırılması gerekir. Mesela şu ayete bakalım:

İhramdan çıktığınızda avlanın.” (Maide, 2)

Bu âyetteki emir, ibaha bildirir. Yani, “avlanabilirsiniz” demektir. Yoksa hac ve umre için ihrama giren her insanın ihramdan çıkınca avlanması gerekirdi.

Bir de şu âyete bakalım:

Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder.” (Muhammed, 7)

İnsanı ve âlemi yaratan Allah, elbette yarattıklarına muhtaç değildir. Dolayısıyla Allaha yardımdan murat, Onun dinine yardımdır. Yani “O’nun dinine yardım edersiniz, o da düşmanlarınıza karşı size yardım eder.”

Kur’anı sırf zahirden ibaret sanmak, koca okyanusu görülen mavilikten ibaret sanmak gibi sığ bir bakış açısıdır. Evet, okyanusta mavilik vardır, ama bu maviliğin altında muazzam bir derinlik de olduğu unutulmamalıdır.

Aşılayıcı rüzgârlar gönderdik de, gökten bir su indirip size onunla su verdik…” (Hicr, 22) âyetiyle ilgili olarak Hamdi Yazır’ın şu yorumu güzel bir Batınî tefsir örneğidir:

Âyetin “Aşılayıcı rüzgârlar gönderdik” kısmı peygamberlerin gönderilmesini; “gökten bir su indirdik” kısmı ise kitaplar indirilmesini hatırlatır ve demek olur ki: “İşte Allah tarafından gönderilen peygamberler de o aşılayıcı rüzgârlar gibidir. İlâhî feyzi yüklenmiş olarak, kabiliyeti olanlara neşir ve telkih ederler. İndirilen semavî kitaplar da, gökten indirilen o su gibi, maye-i hayattırlar.” (V, 3054-3055)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir