Nesh

Tefsir ilminin ihtilaflı ve zor konularından biri, “nesh” meselesidir. Nesh, şer’i bir hükmün daha sonraki bir şer’î hükümle lağvedilmesi, hükmünün ortadan kaldırılmasıdır. Kur’an’ın şu âyetleri nesh ile alâkalıdır:

Allah neyi indireceğini pek iyi bildiği halde, biz bir âyeti başka bir âyetin yerine getirdiğimizde ‘sen ancak bir iftiracısın’ dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler.” (Nahl, 101)

Biz bir âyeti nesheder veya onu ertelersek, daha iyisini veya onun bir mislini getiririz. Bilmedin mi Allah her şeye kadirdir.” (Bakara, 106)

Allah dilediğini mahveder, dilediğini de yerinde bırakır. Ana Kitab (levh-i mahfuz) O’nun yanındadır” (Ra’d 39)

Son âyetin açıklamasında Hamdi Yazır şöyle der:

Gerek tekvinde, gerek teşri’de Allah dilediğini mahveder, vücuttan siler, hükümden ıskat, eserini izale eyler. Dilediğini de onun yerine veya doğrudan sabit kılar.” (IV, 3002)

Yâni, Allah gerek bir kudret kitabı olan kâinatta, gerekse bir hüküm kitabı olan Kur’an’da, dilediğini ortadan kaldırır, dilediğini de yerinde bırakır. Bir zamanlar dünyada dinozorlar varken, gün gelmiş bu “tekvini âyet” neshedilmiş, yani vücut sahasından silinmiştir.

Tekvin ve teşri’de mahv ve isbat cereyan ettiği halde, Ümmü’l-Kitab’a nazaran, kalem, olmuş ve olacak her şeyi yazmış ve kurumuştur.” (IV, 3004)

Ümmü’l-Kitab, “ana kitap” anlamına gelir ve genelde her şeyin kendisinde yazıldığı “levh-i mahfuz” olarak açıklanır. Allah, zamanın ve mekânın yaratıcısı olarak elbette zaman ve mekânın fevkindedir. Böyle olunca, Onun ilminin yansıdığı yer olan Ümmü’l-Kitabın da elbette zaman ve mekânın fevkinde düşünülmesi gerekir.

Neshin makuliyeti ile ilgili olarak şu ifadeler, kayda değer cümlelerdir:

Cenâb-ı Allah, âlem-i tekvinde bugün yarattığını yarın ortadan kaldırarak diğer bir şeye tebdil etmekle ilmine, kudretine, iradesine hiç bir nâkısa ârız olmayacağı gibi; âlem-i teşri’de de başka başka zamanlarda başka başka şer’î bir hüküm inşa etmekle; mesela geçmişteki bir emir yerine şimdi bir yasak inzal buyurmakla; ilminde, iradesinde -haşa- bir noksan değil, belki her birinde kemâl-i hikmetini göstermiş olur.” (I, 460)

Bunu, yediğimiz ve giydiğimiz şeylerin mevsimlere göre değişmesi örneğiyle daha iyi anlayabiliriz. Soğuk ortamda birisine “palto giy” derken, sıcak ortamda aynı kişiye “paltoyu çıkar” deriz.

Keza, yeryüzünün hilafetinde önce cinlerin olması, ardından insanın halife olarak gönderilmesi de böyle bir durumdur. Yeryüzü kızgın bir ateş küre halinde iken, şuurlu varlıklar olarak cinler yaratılmış ve imtihana tabi tutulmuşlardır. Sonradan yeryüzü insanın yaşayabileceği bir duruma getirildiğinde ise insan halife yapılmıştır.

Neshi inkâr etmek, hilkatteki değişimleri inkâr etmek veya âlemde değişmelerin kanunsuzluğunu iddia etmek gibi cehaletten başka bir şey değildir.” (III, 1745)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir