İslâm’ın İstikbali

İslâm, geniş anlamıyla bütün semavî dinlerin esasını, hususî manasıyla da Hz. Muhammed’e gönderilen en son semavî dini ifade eder. Cenâb-ı Hak, Kur’an’ın pek çok ayetinde İslâm’ın galibiyet ve hâkimiyetini bildirir. Öyle ki, bu galibiyet ve hâkimiyet müjdesi, âdetâ bir ruh gibi Kur’an’ın her tarafına sirâyet etmiştir. Meselâ, şu ayet sarih manasıyla İslâm’ın galebesini müjdeler:

O Allah ki Rasulünü hidayetle ve hak din ile gönderdi. Onu bütün dinlere galip kılacak.” (Tevbe, 33; Saff, 9 ve Fetih, 28)

Hamdi Yazır, bu galebenin iki cihetle olduğunu söyler:

1-İlmen hüccet ve bürhanda galebe.

2-Amelen fiiliyatta galebe ve istilâ. (VI, 4439)

Yâni, İslâmiyet hem getirmiş olduğu esaslarla başkalarına galip gelmiş, hem de bu esasları hayata uygulayarak muzaffer olmuştur.

Sarih âyetlerle bu müjdeyi veren Kur’an, kıssalar ve kasemlerle de aynı manayı te’yid eder. Meselâ, Ashab-ı Kehf’in 309 yıl mağarada kalıp, neticede kurtulduklarını anlatan âyetlerden sonra Hz. Peygambere şu talimat verilir:

De ki, olur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir zamanda dosdoğru bir muvaffakiyete ulaştırır.” (Kehf, 24)

Hamdi Yazır’a göre, bu âyetle “muvaffakiyet-i Muhammediyenin bundan pek yakın bir müddette zuhur ümidi vaad ve tebşir olunmuş, yâni onların beklediği 309 seneden çok az bir müddet zarfında İslâm’ın galebesi tahakkuk edeceği anlatılmıştır.” (V, 3221)

Şu âyetlerde ise, aynı zuhur ve galebe, kasem ile müjdelenmiştir:

Hayır, o kamere, döndüğü zaman o geceye ve açtığı sıra o sabaha yemin ederim ki…” (Müddessir, 32-34) âyetlerinin açıklamasında Hamdi Yazır mühim bir noktaya temas eder. Şöyle ki:

Burada ay, gece, sabah kendi manalarında ve İlâhi orduların tecelliyatı lemhalarına işaret olmakla beraber, dünyanın zulmete boğulduğu cahiliye devri içinde nübüvvet nurunun doğuşu ve o gecenin zevale yüz tutuşu ve parlamak üzere bulunan hayır ve hakikat sabahının yaklaşması zamanlarıyla, İslâm güneşinin doğması hengâmına da îma etmektedir.” (VIII, 5462-5463)

Hamdi Yazır, konunun başında zikrolunan müjdeli ayetin üç ayrı yerde tekrar edilmesine dikkat çeker ve şu yorumu yapar:

Demek bu zuhur ve galebe muhtelif devirlere ait olmak üzere birçok kereler tahakkuk edecektir. Bunun için de, bu dinin ikbâl ve idbar zamanları olacak.” (VII, 4938)

Meselâ, Hz. Peygamber devrinde en büyük ikbâl manzaraları yaşanmış, halifeler devrinden sonra bir duraklama olmuştur. Keza, Moğolların Abbasi Devleti’ni yıkmasıyla Müslümanlar çok darda kalmış, ancak Selçuklu ve Osmanlı Devletleriyle yeniden ikbâl dönemine geçilmiştir. Osmanlının zayıflaması ve yıkılması ise, yeni bir duraklama dönemi olmuş, günümüzde ise yeni bir şahlanış dönemi başlamıştır. Hamdi Yazır, Kur’an âyetlerinden aldığı ilhamla, İslâm’ın istikbâlinden ümitvardır. Yaşadığı dönemde Müslümanlar çok zor günler geçirmesine rağmen, o şöyle demektedir:

İslam’ın istikbâli gece değil gündüzdür. Sönük değil parlaktır. Ara sıra basan gece zulmetleri, onu dinlendirip tekrar uyandırmak içindir.” (V, 3713)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir