Bilgisayar gibi bir aletin kullanımı bilinirse, ondan çok istifade edilir. Kullanımı bilinmezse bir metal yığınından ibaret kalır. İşte insan en muazzam bilgisayarlarla kıyasa girmeyecek ölçüde kabiliyetlere sahiptir. Bu kabiliyetlerini müsbet mecrada kullananlar “insan-ı kâmil” hâline gelirler. Kabiliyet tohumlarını çorak arazide zâyi edenler ise, “şeklen insan” mertebesinde kalırlar. Hamdi Yazır, insanın kapasitesiyle ilgili şöyle der:
“İnsan yalnız arzî bir mahlûk değildir. O, yerlerde daralırsa, göklerden faydalanmaya yetkilidir. Fakat bunun için, evvelâ ruhu semavîlik hissiyatını duymalı ve Allah’ı tanımalıdır. Arzın şehvanî ve hayvanî süfliyatında boğulanlar ise, bu yükselişten mahrumdurlar.” (I, 291)
Onlar, “Âyetlerimizi yalanlayanlara ve onları kabulü kibirlerine yediremeyenlere göklerin kapıları elbette açılmaz.” âyetinin şümulünde olurlar. (A’raf, 40) Hamdi Yazırın yorumuyla:
“Ruhları yükselemez. Biraz fırlasalar bile meâliye (yüce şeylere) nüfuz edemezler. Melekûtun sırlarına eremezler, düşerler. Dua ve niyazları geri çevrilir. Üzerlerine feyz ü bereket inmez.” (III, 2161)
Arza çakılır kalırlar, onun cazibesinden kurtulamazlar.
