Hem âlemde, hem de insanlarda meydana gelen olaylar, İlâhî birer tasarruftur. “Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye girdirir” (Lokman, 29; Fâtır, 13; Hadid, 6) âyeti, İlâhî tasarrufun bir cephesini ifade eder. Hamdi Yazır ayetle ilgili şu yorumu yapar:
“Zamanın acı tatlı bütün inkılap ve tahavvülleri O’nun hükmü altındadır. Gamları sürura, sürurları gama dönüştürür. Zulmet içinde nur, nur içinde zulmet yaratır.” (VII, 4732)
Âlemde her şey Allah’ın izni ve yardımı ile gerçekleşir.
“Allahın izin ve müsaadesi olmayınca, insan hava içinde nefes bile alamaz… Allah müsaade etmeyince duyan kulaklar duymaz, isteyen gönüller istemez oluverir.” (IV, 2970)
İnsanlık âlemindeki İlâhî tasarrufa Kur’an’dan şu örneği verebiliriz:
Hz. Yusuf çileli bir hayat yaşar. Daha küçük bir çocukken kardeşleri tarafından kıskanılarak kuyuya atılır. Bir kervan tarafından kurtarılıp köle olarak Mısır’a satılır. Mısır’da bir iftira neticesi zindana gönderilir. Neticede suçsuzluğu anlaşılır ve hükümdar tarafından Mısır Maliye Bakanlığı gibi yüksek bir makama getirilir. Kur’an-ı Kerim, bu neticeyi şöyle anlatır: “Biz Yusuf’u işte bu suretle o arzda (Mısır’da) yerleştirdik…” (Yusuf, 56)
“Âyette, ‘melik yerleştirdi’ denilmeyip, fiilin doğrudan doğruya Allah’a isnad edilmesi şunu ifade eder ki, Yusuf’u bu suretle iktidar makamına getiren melik değil, Allahu Azîmüşşan idi. Allah sebeplerini izhar eylemiş, meliki ona musahhar kılmış, onu bu makama getirmek için bir âlet yapmış idi.” (IV, 2879)
Arif-i billah olan kişi, sebepler eliyle kendisine veya başkalarına gelen nimetlerin arka planında ilahi rahmet elini görür. Keza, beşer eliyle bazılarının mağdur edilmesi gibi olaylarda ilahi gadap elini müşahede eder. Nitekim şöyle denilmiştir:
“Hak Teâlâ intikamın yine kul eli ile alır.
Bilmeyen ilm-i ledün bunu kul yaptı sanır.”
