Havf ve Reca

Bütün insanlara ibâdeti emreden âyetin sonunda, “…umulur ki korunursunuz” denilmesi düşündürücüdür. (Bakara, 21)

Korunacağınızdan emin olun” denilmiyor. Çünkü Allah’ın iradesini hiçbir şey kayıt altına alamaz. Siz ibâdetinizle O’nu korumaya mecbur edemezsiniz… Asıl koruyacak olan fazl ve rahmet-i ilâhiyedir. İbâdet, evvel emirde yaratılışınızın, terbiyenizin bir şükranıdır.” (I, 265)

Kim bir iyilikle gelirse ona on katı vardır” (En’am, 160) âyeti ifade ediliyor ki, sevap bir istihkak değil, Allah’ın bir lütfudur.” (III, 2111)

Bir de şu âyete bakalım: “Cennettekilere şöyle nida edilir: İşte amelleriniz sebebiyle varis kılındığınız cennet!” (A’raf, 43)

İnsan çalışmalı ve lâkin muvaffakiyeti Allah’tan bilmeli, ameline mağrur olmayıp, Allah’ın hidayetine sığınmalıdır. Amel, cennete girmeye sebeptir, fakat fazl-ı İlâhî ile.” (III, 2165-2166)

Beyne’l-havf ve’r-reca” yâni, korku ve ümit arasında yaşamak tasavvufun temel umdelerinden biridir. Kişi, hem İlâhî rahmeti ümit etmeli, hem de İlâhî gadaptan korkmalıdır. Sadece ümit etse, amelde ihmali olur. Sadece korksa, ye’se düşer. Korku-ümit dengesini sağlayanlar ise, istikametli bir çizgiyi yakalarlar. Hamdi Yazır bu konuda şöyle der:

Bu iki hâlet-i ruhiye, insanın seyr u sülûkunda iki kanat gibidir.” (III, 2196)

Tek kanatlı kuş uçamadığı gibi, sadece havf veya sadece reca ile marifetullah semasına kanat açılamaz.

Ümidin içinde bir korku, korkunun içinde bir ümit yoksa, vazife hissi atalete düşer. Açları çalıştıran doymak ümidi, tokları çalıştıran açlık korkusudur.” (I, 98)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir