İnsan, hayat çizgisi itibarıyla dosdoğru bir yolda gidebildiği gibi, eğri büğrü yollarda da gidebilir. Doğru yolda olmak ayrı, kendini doğru yolda sanmak ayrıdır. Kur’an’ın bildirdiği gibi, “zann gerçeğin yerini tutamaz.” (Necm, 28) Gerçek doğru yol, Kur’an’ın bildirdiği sırat-ı müstakimdir. Bu yol, Allah’ın nimetine mazhar nebiler, sıddıklar, şehidler, salihler yoludur. Her mü’min, her gün defalarca okuduğu Fatiha sûresinde, bu yolda gitmeyi Cenâb-ı Hak’tan talep eder.
“Rabbiniz kimin daha doğru bir yolda olduğunu en iyi bilendir” (İsra, 84) âyetinin açıklamasında Hamdi Yazır şunları söyler:
“Herkes uyarına giden bir yol tutmakla, doğru yol tutmuş olmaz. Bir din veya mezhep, herhangi bir ferdin veya kavmin mizaç ve hissiyatına uygun gelmekle doğru oluvermez.” (V, 3196)
Taptığı tanrıyı kendi eliyle yapan, sonra da ona tapan biri kendi zannınca doğru yoldadır. Firavun gibi diktatör kimseler zulüm icraatlarını yaparken doğru olanı yaptıklarını zannederler… Öyle görülüyor ki, doğru olanı tesbit edebilmek ve doğru iş yapabilmek çok da kolay değildir. Allah’ın gönderdiği esaslar, doğru olanı göstermede en hayati mihenk taşlarıdır.
