Kur’an’ın yer verdiği mühim olaylardan birisi, Nuh Tûfanı’dır. Bu Tûfanda, peygamberlerine isyan eden bir kavim, her tarafı kuşatan sular altında bırakılarak cezalandırılmıştır. Aslını ve orijinalliğini kaybetmiş muharref Tevrat’a göre bu Tûfan, bütün insanlığı kuşatmıştır. Pek çok Müslüman da bunu böyle zanneder. Hâlbuki Kur’an Hz. Nuh’u “Biz Nuh’u kavmine bir elçi olarak gönderdik” diye anlatır.1 Belli bir topluluğa gönderilmiş bir peygamberin kavmine gelen tûfanın, bütün insanlığı kuşatması elbette uygun değildir.
Halkımızın pek çoğu, şu andaki insanların tamamının Hz. Nuh’un üç oğlu olan Ham, Sam ve Yafes’den geldiğini zanneder. Hâlbuki tûfan bittiğinde, Hz. Nuh’a şöyle denilmiştir: “Ey Nuh! Bizden bir selâmla ve sana ve seninle beraber olanlarla bereketlerle (gemiden) in.”2 Demek ki, tûfandan sonraki insanlar, yalnız Hz. Nuh’un üç oğlunun sülâlesinden ibaret değildir. Hz. Nuh’la beraber bulunan diğer müminlerin sülâleleri de, İlâhi bereketlere mazhar olmuşlardır.3
Bir kısım insanların, bütün insanlığı Hz. Nuh’un üç oğlunda birleştirme gayretleri neticesiz kalsa da, en azından bütün beşeriyet Hz. Âdem’de birleşmektedir. Bundan dolayı, her insan kendini peygamber torunu olarak görebilir. Fakat kuru kuruya “ben peygamber torunuyum!” demek yeterli değildir; peygamber yolundan gitmek gerekir. Yoksa peygamber oğlu veya peygamber kızı olmak da insanı kurtaramayacaktır. Nitekim Nuh Tûfanı olayında, Hz. Nuh’un oğullarından biri babasının gittiği yolu inkâr etmiş, neticede boğulanlardan olmuştur. Cenab-ı Hak onun hakkında “ey Nuh, o senin ehlinden değildir.” demektedir.4 Nuh’un o oğlu, nesep olarak Hz. Nuh’un ehlinden olmakla beraber, inkârcı olması cihetiyle O’nun ehli sayılmamıştır.
Zaten, “Sur’a üfürüldüğünde, o gün artık aralarında nesep bağı kalmaz ve birbirlerinin halini soramazlar”5 âyetinin hükmünce, diğer âlemde ne soyun bir kıymeti kalacaktır, ne de nesebin…
1 Nuh, 1
2 Hud, 48
3 Yazır, IV, 2785
4 Hud, 46
5 Mü’minun, 101
