Dünya ve ahiret birbirine mukabil kavramlardır. Bütün semavi dinlerin bildirdiğine göre, şu dünya hayatını ahiret âlemi takip edecektir. Bu bölümde, kıyametin kopuşu, cennet ve cehennemle ilgili Kur’ânda geçen teşbih ve temsiller ele alınacaktır.
Kıyamet, büyük bir insan (makro kozmoz) olan âlemin ölümüdür. Bir amip, bir fil, bir insan ölümün pençesinden kurtulamadığı gibi, koca dünya dahi kurtulamayacaktır. Kur’ân-ı Kerim “her nefis ölümü tadacaktır.”1 ayetiyle her varlığın bağlı olduğu küllî bir hükmü bildirir. “(Arz) üzerindekilerin hepsi fanidir.”2 ayeti de aynı manayı teyit etmektedir.
Kur’ân’ın yüzlerce ayetinde gayet net ifadelerle anlattığı kıyamet, günümüz ilim çevrelerinin de kabul ettiği bir gerçektir. Artık “kıyamet kopar mı kopmaz mı?” tartışması değil, “acaba kıyamet nasıl kopar” tartışması yapılmaktadır. En azından güneşin enerjisinin bitmesi, bizim sistemimizdeki hayatı sona erdirecektir. Keza, bir gezegenin veya bir kuyruklu yıldızın yörüngesinden çıkıp arzımıza çarpması kıyametin kopması demek olacaktır.
“Sur’a üflenmiştir de Allah’ın diledikleri dışında göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır. Sonra ona bir daha üflenmiştir, bu defa hepsi kalkmışlar, etrafa bakmaktadır.”3
ayetinden anlaşıldığına göre, kıyametin iki safhası olacaktır. Birinci safhada, Allah’ın diledikleri dışındakilerin hayatı bitecek, ikinci safhada ise, bütün ölüler ayağa kalkacaklar, şaşkın şaşkın bakınacaklardır.
Ekser müfessirlere göre sur, büyük boru gibi bir şeydir. Hz. İsrafil, Allah’ın emriyle kıyamette bunu kullanacaktır. Bazıları ise sur’u temsilî bir anlatım olarak değerlendirmişlerdir.4 Yani, nasıl ki koca ordu bir boru sesiyle bir anda eğitimine son verir, istirahate dağılır. Ardından ikinci bir boru sesiyle tekrar bir araya gelir. Onun gibi, kıyametin ilk safhasında göklerde ve yerde hayat ve hareket bitecek, ikinci safhada ise yeni bir âlemde devam edecektir.
Şu ayet, kıyametin bir anda kopacağını bildirir:
“Kıyametin emri, ancak göz kırpmak gibi yahut daha yakındır.”5
Ayetin üslûbu, Ebussuud’un da dikkat çektiği gibi, icabetteki sür’ati temsil yoluyla ifadedir.6 Demek ki, gerek kıyametin kopuşu, gerekse ölülerin kabirlerden kalkışı göz kırpmak gibi kısa bir zamanda gerçekleşecektir. Bir merkezden milyarlar lambaları bir anda söndürmek veya bir anda yakmak, Kur’ân’ın bu ifadesine güzel bir misal olabilir.
Kur’ân-ı Kerim, kıyameti çeşitli şekillerde tasvir ve temsil eder. Bu tarz anlatımda, kıyametin dehşetini, azametini ifade hissedilmektedir. Mesela,
“Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Şüphesiz kıyametin zelzelesi çok büyük bir şeydir.”7
Burada kıyametten “zelzele” olarak bahis vardır. Yeryüzünde zaman zaman yaşanan zelzeleler, o en büyük zelzelenin habercisi ve numunesidir. Bir beldede zelzele olduğunda üstü altına gelir, binalar yerle bir olur. Kıyametin zelzelesi ise, bir beldenin değil, koca dünyanın depremidir.
Kıyamet esnasında dehşetli, azametli manzaralar yaşanacaktır. Mesela:
“O gün yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi semayı düreriz. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, onu yine yaparız.”8
Ayette, kıyamet bir kitabın sayfalarının dürülmesine, tekrar diriliş ise, ilk yaratılışa benzetilmiştir. Türkçede kullanılan “işini bitirmek” anlamındaki “defterini dürmek” ifadesi de benzeri bir anlatım bildirir. Demek ki kıyamet geldiğinde kâinat kitabının sayfaları birer birer dürülecek, mesela sema sayfasında artık güneş olmayacak, yıldızlar saçılıp dağılacak, dağlar yerlerinden uçacaktır… Kur’an, bunu şöyle bildirir:
“Güneş dürüldüğü, yıldızlar saçıldığı dağlar yürütüldüğü… zaman.”9
Güneşin dürülmesi, bir bohça gibi dürülüp sarılması, ışığının sönmesi anlamında olabileceği gibi, bununla dürülüp atılması gözden kaybolması, kendisinin yok edilmesi anlamında da olabilir.10
Yıldızların saçılıp dökülmesi, temsilî bir istiaredir. Dağılan yıldızlar, ipi kopmuş mücevherlere benzetilmiştir.11 İnfitar suresi ikinci ayeti de bu manayı ifade etmektedir.
Dağlar yürütülecek, yerlerinde yeller esecektir. Ayetin benzetmesiyle “ıhn-i menfuş”12 yani atılmış rengârenk pamuklar halini alacaktır. Çünkü dağlar renk renktir. Kıyamette havada uçuştuklarında, rüzgârın uçurduğu rengârenk pamuklar gibi bir görünümü kazanacaklardır.13
Ayrıca sema “mühl” gibi olacak.14 Yani, yağ posası veya kurşun, bakır, gümüş eriyiği gibi bir hal alacaktır.15 Bir başka açıdan ise “verdeten ke’d-dihan”16 haline gelecek, yani gül gibi kırmızı, yağ gibi erimiş ateş halini almış olacaktır.17
1 Âl-i İmran, 185; Enbiya, 35; Ankebut, 57
2 Rahman, 26
3 Zümer, 68
4 Bkz. Razi, XXIV, 219-220; Yazır, V, 3707
5 Nahl, 77
6 Ebussuud, V, 131
7 Hacc, 1
8 Enbiya, 104
9 Tekvir, 1-3
10 Yazır, VIII, 5594-5595
11 Alûsî XXX, 63; Sabunî, III, 529
12 Karia, 5. Ayrıca bkz. Mearic, 9.
13 Zemahşeri, IV. 157
14 Mearic, 8
15 Râzî, XXX, 125; Kurtubi, XVIII, 185
16 Rahman, 37
17 Kurtubi, XVII, 113
