Kur’ân-ı Kerim’in mühim bir bölümü kıssalardan meydana gelir. Bazen -Yusuf ve Nuh surelerinde olduğu gibi- surenin tamamı tek kıssayı anlatır. Çoğu kere ise, kıssalar dağınık olarak surelerde yer alır. Anlatılan kıssalar genelde peygamber kıssalarıdır. Ama bunun yanında Ashab-ı Kehf kıssasında olduğu gibi, peygamberlerin kıssaları dışında da olaylara yer verilir. Bazen ise, zaman-mekân, şahıs veya şahıslar belirtilmeden bir mesel olarak kıssa anlatılır.
“Onların kıssalarında akıl sahipleri için bir ibret vardır”1
ayetinin hükmünce, bu kıssalar ibret için zikredilmiştir.
Geçmiş zaman, gelecek zamanın tohumlarının mahzeni ve olaylarının aynası olduğu gibi, gelecek zaman dahi geçmişin tarlası ve olaylarının aynasıdır.2 Geçmiş gelecekte gelecek geçmişte yansımaktadır.
Bu kıssalar, İslam binasının temelinde yer alan Hz. Peygamber ve ashabına hem bir teselli, hem bir müjde verdiği gibi, aynı zamanda onlara bir strateji belirlemekte, neler yapabileceklerini anlatmaktadır. Mesela, önceki kavimlerin çektikleri çilelere işaretle, asr-ı saadetteki ilk muhataplarını psikolojik olarak sabra, çileye hazırlayan şu ayete bakalım:
“Yoksa siz kendinizden evvel geçenlerin mesel olmuş halleri başınıza gelmeksizin cennete girivereceksiniz mi sandınız? Onlara öyle ezici sıkıntılar, kımıldatmaz zaruretler dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve yanındaki ehl-i iman ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ dediler. Dikkat edin, Allah’ın yardımı yakındır!”3
Ayette onların hallerinden “mesel” olarak bahsedilmesi, onların başlarına gelenlerin âdeta gözler önünde dikilip durduğuna işaret eder.
Biz, kıssaların bu cihetlerine sadece bir işaretten sonra, asıl konumuz olan teşbih ve temsil yönüne geçmek istiyoruz. Şöyle ki:
İyilere Mükâfat
“İşte biz muhsinlere böyle karşılık veririz.”4
Muhsin; işini, amelini güzel yapan kimsedir. Bu ayet, Saffat suresinde Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İlyas’ın kıssalarından sonra beş defa tekrar edilir.5 Bu ifade, müşriklere karşı mücadele eden Hz. Peygamber ve ashabına ve bütün ehl-i imana hem bir teselli, hem bir müjde vermektedir. Yani, ehl-i hak sonunda ehl-i küfre galip gelecektir. Bu, Cenab-ı Hakk’ın devam ede gelen bir âdeti, bir kanunudur.
Kötülere Ceza
“Mücrim bir kavmi işte biz böyle cezalandırırız.”6
Ayet, Hud kavminin helakini anlattıktan sonra bu şekilde umumi bir kanunu ifade eder. Mücrimleri cezalandırmak, Cenab-ı Hakk’ın adaletinin bir gereğidir. Fakat bu dünya imtihan dünyası olduğundan, her cürüm işleyen şahıs veya topluluk hemen cezalandırılmaz. İlahi cezaya istihkak kesbettiklerinde ise, cezadan kurtulamazlar. Firavun ve kavminin helakini anlatan şu ayete bu noktadan bakabiliriz:
“Böylece ne zaman ki bizi gadaplandırdılar, onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk. Böylece onları sonra gelenlere hem bir selef, hem bir mesel yaptık.”7
Helak olan kavimler için Firavun ve etbaı çarpıcı bir örnektir. Ayet, “onları sonra gelenlere hem bir selef, hem bir mesel yaptık” diyerek buna dikkat çeker.
Bu ifadede, Müslümanlara her türlü baskı ve zulmü reva gören Mekke müşriklerine ve emsaline “sizin haliniz Firavun’un kavminin hali gibidir” şeklinde bir mesaj vardır.8
“Görmedin mi Rabbin nasıl yaptı Ad’a, İrem’e, beldeler içinde daha önce misli yaratılmamış Zatü’l- imad’a, vadilerde kayaları yontan Semud’a ve kazıklar sahibi Fir’avna. Onlar o memleketlerde azgınlık etmişler, oralarda fesadı çoğaltmışlardı. Rabbin de üzerlerine bir azap kamçısı yağdırdı.”9
Ayette geçen “azap kamçısı yağdırdı.” ifadesinde onların başlarına getirilen şiddetli azap, cezalandırılan kişiye vurulan ve onun cesedini dağlayan kamçıya benzetilmiştir.10 Ayetteki “yağdırdı” ifadesi ise, bu azabın sağanak halindeki yağmur misali art arda geldiğini ve kaçmakla kurtulacak türden olmadığını hayale getirmektedir.
“Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı, ta ki kendilerinden öncekilerin akıbetine baksınlar? Allah onları helak etti. Kâfirlere de onun (o akıbetin) emsali vardır.”11
Şu ayetleri de benzeri bir mesaj olarak yorumlayabiliriz:
“O inkâr edenler, kendilerine ansızın o saat veya akim bir günün azabı gelinceye kadar ondan bir kuşku içinde kalırlar.”12
Ayette “akim bir günün azabı” ile onların bu dünyadan gidecekleri gün nazara verilmiştir. “Akim” kelimesi “çocuğu olmayan” demektir. O güne “akim” denilmesi ise, artık onlar için günler bittiği içindir.13 Bu ayette, günler gecelerin çocuğu menzilesinde gösterilmiş, gelecek o gün ise, istiare yoluyla diğer günler arasında “akim” kılınmıştır.14 Yani, her gece yeni bir güne gebedir. Ama geleceği bildirilen o son gün kısırdır, yeni bir gün tevlit etmeyecektir.
“Onlardan evvelkiler hileler kurmuşlardı. Allah da kurdukları binaya temellerinden geldi de, tavan tepelerinden üzerlerine çöktü. Azap kendilerine farkına varmayacakları cihetten geldi.”15
Ayet, temsilî bir anlatımla, İslam öncesi kavimlerde ehl-i imana tuzaklar hazırlayanların, o tuzaklara kendilerinin düştüğünü, hilelerinin boşa gittiğini anlatır.16 Tahassun ve istila için yaptıkları, kendi helak ve yok oluşlarına sebep olmuştur.17 Başkaları düşsün diye kazdıkları kuyuya kendileri düşmüşlerdir.18
Ayette “tavan tepelerinden üzerlerine düştü” denilmesi de dikkat çekmektedir. Çünkü tavan elbette üzerlerinden çökecektir. Ayetteki bu kayıt şöyle açıklanmıştır: Bu, ya te’kid için, ya da onların da tavan altında kaldığını beyan içindir. Çünkü bazen olur tavan çöker, fakat altta kimse olmaz.19
“Artık hemen azabımızın gelmesini mı istiyorlar? (Azabımız) onların sahasına indiği zaman, ne fenadır o uyarılanların sabahı!”20
Ayet, bir sabah baskını temsiliyle, İlahi azaba maruz kalanların perişan halini tasvir eder.21 Sabah vakti düşmanın ani hücumuyla tatlı uykularından uyanan insanlar ne derece kötü bir durumda ise; ansızın bir deprem, bir sel baskını, gökten taş yağması gibi semavi bir afetle karşı karşıya kalanların da durumu öyledir.
“Şimdi, siz haddi aşan bir topluluk oldunuz diye Zikir’le (Kur’ân’la) uyarmaktan vaz mı geçelim? Öncekilere de nice peygamberler gönderdik. Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı. Biz onlardan daha kuvvetli olanları helâk ettik. Gelip geçenlerin meseli (ibretlik hikâyeleri) daha önce anlatıldı.”22
Ayetin ilk muhatabı inatçı Mekke müşrikleridir. Cenab-ı Hak, onlardan önce dini yalanlayan, peygamberle alay eden nice kavimleri helak etmiştir. Bu helak edilenler içinde Mekke müşriklerinden daha çetin, daha zorba olanlar da vardır. Dolayısıyla, tarihte semavi bir azapla helak edilen kavimler, aslında birer mesel olarak sonraki kavimlere ders verirler. O kavimler sessiz bir feryatla kabirlerinden âdeta şöyle haykırırlar:
“Sakın bizim gibi yapmayın. Bizler, peygambere kulak vermek, O’ndan istifade etmek yerine onunla istihza ettik, helakine çalıştık. Ama sonunda biz helak olduk. Dünyamızı da harap ettik, ahiretimizi de… Bize bakın, ibret alın, bizim gibi olmayın!”
Cenab-ı Hak, Hud suresinde sırasıyla Nuh’un kavmi, Ad, Semud, Lut ve Şuaybın kavimleriyle Firavun ve kavminin helakini anlattıktan sonra23 şöyle bildirir:
“İşte bu, beldelerin mühim haberlerinden. Sana onu kıssa olarak naklediyoruz. Onlardan (o beldelerden) duran da var, biçilen de.”24
Ayetin son kısmındaki “onlardan duran da var, biçilen de” ifadesinde bir teşbih vardır. Bu beldeler ve medeniyetler ekine benzetilmiştir. Bir kısmı gövdesi üzerinde durmakta, bir kısmı ise ekin gibi biçilmiş vaziyettedir.25
Şu ayet de, benzeri bir üslupla dikkatleri helak olan kavimlere çevirir:
“Biz nice zalim beldeyi kırdık geçirdik, arkasından başka kavimler var ettik. Azabımızı hissettikleri vakit hemen oradan mahmuzluyorlar (kaçıyorlar)dı. ‘Yok dedik, deprenmeyin. Dönün o içinde şımartıldığınız şeylere ve meskenlerinize ki, sorguya çekileceksiniz.’ Dediler: ‘Vay bizlere! Bizler cidden zalimler idik!’ Artık bütün davaları bu oldu, kaldı. Nihayet onları öyle yaptık ki, biçildiler söndüler.”26
Ayette, köklerinin kesilmesi biçilmiş ekin misaliyle,27 hayatlarının sona ermesi ise ateşin sönmesi misaliyle ifade edilmiştir.28
Kur’ân-ı Kerim, Hz. Peygamber dönemindeki ibretli olayları da mesel olarak nazara verir. Mesela, Beni Nadir Yahudileri Hz. Peygamber’e hıyanet ederler. Onların da cezalarını çekeceği ayette şöyle bildirilir:
“Onların hali, kendilerinden az öncekilerin hali gibidir. Onlar yaptıklarının cezasını tatmışlardı. Ayrıca onlara (ahirette de) çok elîm bir azap vardır.”29
Yani, daha öncesinde Müslümanlara eza ve cefa veren Mekke müşrikleri, Beni Kaynuka Yahudileri belalarını buldukları gibi, Beni Nadir de ettiği hıyanetin cezasını çekecektir.30 Nitekim çekmişlerdir de. Bunların kaleleri kuşatılır, altı gün süren muhasaradan sonra teslim olurlar. Hepsi sürgüne gönderilir. Develerinin götürebileceği kadar mallarından almalarına izin verilir. Kimi Şam tarafına, kimi Hayber tarafına gider.31
Kur’ân-ı Kerim, geçmiş kavimler içinde özellikle Ad ve Semud kavimlerine çokça dikkat çeker. Cenab-ı Hak Peygamberine şu talimatı verir:
“Eğer yine yüz çevirirlerse de ki: Size Ad ve Semud saikası gibi bir saikayı haber veriyorum.”32
Ayette geçen “saika”, yıldırım gibi bir çarpışta helak edecek şiddetli bir azabı ifade eder.
Şimdi, konumuzu ilgilendiren yönüyle onların başlarına inen saikalara bakalım:
1-Ad Kavmi
Kur’ân-ı Kerim, helak edilen kavimlerin feci akıbetlerini hafızalarda iz bırakacak teşbihlerle anlatır. Bunlar içinde en fazla dikkat çeken ayetler Ad kavmi ile ilgilidir. Şöyle ki:
“Ad kavmi (Allah’ın ayetlerini) yalanladı. Nasıl oldu azabım ve tehditlerim! Çünkü müstemir, uğursuz mu uğursuz bir günde üzerlerine insanları kökünden devrilen hurma kütükleri gibi çekip alan soğuk bir rüzgâr (sarsar) saldık.”33
Ad, iri bedenli bir kavim oldukları için başları kopup kopup devrildikçe, bu teşbihe masadak olmaktaydı.34 Veya hurma kütükleri gibi büyük cüsseler halinde ölü olarak yere düşüyorlardı.35
Rivayetlere göre, Ad kavmi bu şiddetli rüzgârdan kurtulmak için çukurlara girmişler, bir kısmı birbirlerine tutunmuşlar, fakat kurtulamamışlardı.36
Bir başka ayette, Ad kavmine gönderilen şiddetli rüzgâr (sarsar) “rih-i akim” olarak ifade edilir:
“Ad kavminde de (sizin için bir ibret vardır.) Üzerlerine o kökler kesen rih-ı akimi salıvermiştik. Vardığı her şeyi ramim gibi yapıyordu.”37
Bu şiddetli rüzgârın “akim” ile tavsifinde kısır kadına benzetme söz konusudur. Nasıl ki, kısır kadının nesli kesiktir. Onun gibi, bu rüzgâr da onların neslini kesen ve köklerini kurutan bir rüzgârdır.38 Veya bu rüzgâr bir hayır getirmedi, onlara bir faydası olmadı. Mesela ne yağmur yağdırdı, ne ağaçları aşıladı.39 Bilakis onlara felaket getirdi.
Normal şartlarda rüzgâr bulutları sevkeder, bitki ve ağaçları aşılar, hayatın hararetini serinletir. Lakin Ad kavmine gönderilen rüzgâr bunları yapmıyor. O, bunlardan farklı olarak her türlü hayra son veren bir rüzgârdır.40
Ayette, bu rüzgârın onları “ramim” haline getirdiği ifade edilmiştir. Bunu, “çürümüş kemikler gibi un ufak etti” şeklinde anlayabiliriz.
Şu ayet de Ad kavminin helak tablosunu çizer:
“Ad kavmine gelince, azgın bir sarsar rüzgârı ile helak edildi. Allah, yedi gece sekiz gün art arda onu üzerlerine musallat etti. Artık o kavmi yıkılıp kalmışlar, içleri kof hurma kütükleri haline gelmişler görürsün. Artık onlardan geriye bir şey görebilir misin?”41
Bir önceki ayette rüzgâr “akim” şeklinde nitelendirilmişti. Burada ise, aynı rüzgâr “âtıye” (azgın) olarak tavsif edilmektedir. Yani o, her taraftan esen, deli dolu bir rüzgârdır. Önüne geleni kırıp geçirmekte, “bu kadar yeter” deyip tatmin olmamaktadır.
Bu ayette, Kamer suresi 20. ayette olduğu gibi Ad kavmi yine hurma kütüklerine benzetilir. Fakat orada kökünden devrilen hurmaya teşbih edilirken, burada “hâviye”, yani içi boş şeklinde nitelendirilir. Bu ifadede, bedenlerindeki ruhlarının çıktığına bir işaret sezmek mümkündür.42 Yani, içi boş hurma kütükleri misali, ruhsuz birer ceset olarak yere yığılıp kaldılar.
Bir başka ayette ise, bu azgın kavmin akıbeti şöyle bildirilir:
“Derken onları bir sayha bihakkın yakaladı da, biz onları bir sel süprüntüsü yaptık.”43
Bu ayette, helak edilen bu kavim sel artıklarına benzetilmiştir.44
2-Semud Kavmi
Ad kavminin zikredildiği ayetlerin peşinde genelde Semud kavminden de bahis vardır.45 Cenab-ı Hak, bu kavmin akıbetini şöyle tavsif eder:
“Biz üzerlerine tek bir sayha salıverdik. Ağıl çırpısı gibi kırılıp döküldüler.”46
Mealde “ağıl çırpısı” olarak ifade edilen “heşim-i muhtazır”, şu şekillerde yorumlanmıştır:
-Çoban ağılının etrafına harim olmak için çekilen çalı çırpının, dökülüp çiğnenerek çürüyen kırıntıları haline geldiler.47
-Veya çobanın ağılda yaktığı çalı çırpının yanık kırıntıları gibi bir hale geldiler.48
-Veyahut bu ifade cehennemdeki akıbetlerini beyan etmektedir. Yani, yakılacak odun parçaları haline geldiler. Çünkü çalı çırpı, bina yapılmaya müsait olmadığından ancak yakılır.49
3-Ashab-ı Fil
Bu konuda son olarak “ashab-ı fil”in başlarına gelen felaketin tasvirini nazara vermek istiyoruz:
Hz. Peygamberin doğumuna yakın günlerde Ebrehe isimli Yemen hükümdarı, San’ada Kâbe’ye alternatif olsun diye büyük bir kilise yaptırır. Daha sonra, Kâbe’yi yıkmak niyetiyle ordusuyla yola koyulur. Ordunun önünde filler olduğundan bunlara “ashab-ı fil” denilmiştir. Mekke’ye hücuma hazırlanan bu orduya, gaga ve ayaklarında küçük taşlar taşıyan bir kuş sürüsü musallat edilir. Bu taşlar, kime isabet etse, onu perişan etmektedir.50 Böylece, Hz. Peygamberin ve Müslümanların kıblesi olan Kâbe, Cenab-ı Hakk’ın hıfz ve inayetiyle korunmuş olur.
Kur’ân, bu olayı müstakil küçük bir sure ile anlatır:
“Görmedin mi Rabbin nasıl etti ashab-ı file? Onların tuzağını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar (ebabil) saldı. Bunlar onlara siccilden taşlar atıyorlardı. Sonunda onları yenik bir ekine çevirdi.”51
“Yenik ekin” benzetmesi, değişik şekillerde yorumlanmıştır. Mesela,
-Hayvanların yediği ekin yaprağı haline getirdi. Yani, mafsalları birbirinden ayrıldı, vücutları parça parça oldu.
-Habbesi çıkmış, sadece kabuğu kalmış ekin haline geldiler. Ruhları çıktı, geriye sırf cesetleri kaldı.52
-Hayvanların girip yediği, hurdahaş edip çiğnediği, berbat ettiği taze ekin gibi yaptı. (Bu yorumda, kırılıp serilişlerini tasvir vardır.)53
Ayette geçen “me’kul” kelimesiyle aynı kökten gelen “ükal”, kurt yemiş, böcek yeniği olmuş ekin yaprağı demektir. Böyle ekin evin tutmayacağı gibi, çoğu kere yenik yapraklar delik deşik olduğundan, ashab-ı filin maksatlarına ermeden bedenlerinin delik deşik olması manzarası, böyle yenik ekin yapraklarına benzetilmiştir.54
1 Yusuf, 111
2 Bkz. Nursî, Sözler, s. 237
3 Bakara, 214
4 Saffat, 80
5 Bkz. Saffat, 80, 105, 110, 121, 131
6 Ahkaf, 25
7 Zuhruf, 55
8 Bkz. Zemahşeri, III, 493; Beydâvî, II, 375; Ebussuud, VIII, 50-51; Alûsî, XXV, 92
9 Fecr, 6-13
10 Sabunî, III, 559
11 Muhammed, 10
12 Hacc, 55
13 Bkz. Kurtubi, XII, 58; Ebussuud, VI, 115
14 Sabunî, II, 297
15 Nahl, 26
16 Zemahşeri, II, 406- 407; Râzî, XX, 20; Kurtubi, X, 65; Beydâvî, I, 542
17 Alûsî, XIV, 125; Sabunî, II, 124
18 Zemahşeri,II, 406-407; Sabunî, II, 124
19 Râzî, XX, 20
20 Saffat, 176-177
21 Zemahşeri, III, 357; Ebussuud, VII, 211; Alûsî, XXIII, 157
22 Zuhruf, 5-8
23 Bkz. Hud, 25-99
24 Hud, 100
25 Zemahşeri, II, 291; Ebussuud, IV, 239; Sabunî, II, 38
26 Enbiya, 11-15
27 Zemahşeri, II, 565; Râzî, XXII, 147
28 Kurtubi, XI, 183; Sabunî, II, 259
29 Haşr, 15
30 Ebussuud, VIII, 231; Alûsî, XXVIII, 58
31 İbn Kesir, VIII, 81-84
32 Fussilet, 13
33 Kamer, 18-20
34 Yazır, VII, 4643. Ayrıca bkz. Ebussuud, VIII, 171
35 Zemahşeri, IV, 39
36 Zemahşeri, IV, 39; Beydâvî, II, 447
37 Zariyat, 41-42
38 Alûsî, XXVII, 15-16; Sabunî, III, 260
39 Ebussuud, VIII, 142
40 Amir, s. 252
41 Hakka, 6-8
42 Kurtubi, XVIII, 170
43 Mü’minun 41. Gerçi bu kavmin Ad olduğuna dair ayette bir açıklık yoktur. Fakat ekser müfessirler öyle yorumlamışlardır. Semud kavmi olduğunu söyleyenler de vardır. Bkz. Beydâvî, II, 103; İbn Kesir, V, 467; Ebussuud, VI, 132; Yazır, V, 3452
44 Zemahşeri, III, 32; Kurtubi, XII, 84; Ebussuud, VI, 135; Sabunî, II, 311
45 Mesela bkz. A’raf 65, 73; Tevbe, 70; Hud, 50, 61; İbrahim, 9; Hacc, 42…
46 Kamer, 31
47 Beydâvî, II, 448
48 Yazır, VII, 4649
49 Râzî, XXIX, 56
50 Beydâvî, II, 623
51 Fil, 1-5
52 Kurtubi, XX, 136
53 Yazır, IX, 6108-6109
54 Yazır, IX, 6108-6109
