İbrahim, ilköğretim 8. sınıfta okuyan başarılı bir öğrenciydi. Bir şey onu çok üzüyordu: Canı gibi sevdiği babası içki içiyordu. Bir gün babasıyla beraber çarşıda alışveriş yaptılar. Babası içki ve içki mezesi de almıştı. Bunları İbrahime verdi “eve götür, akşama hazırlasınlar” dedi. İbrahim, içki hamallığı yapmaktan son derece rahatsız bir şekilde eve dönerken bu kötü alışkanlıktan babasını nasıl döndürebileceğini düşünüyordu. Aklına parlak bir fikir geldi ve uyguladı…
Babası akşam döndüğünde içki sofrasını göremeyince hışımla İbrahime yöneldi, gönderdiği malzemelerin neden sofrada olmadığını sordu. İbrahim “baba dedi, onları diğer evimize götürdüm.” Babası şaşırmıştı. “Oğlum bizim başka evimiz yok ki!” dedi. İbrahim, “hayır baba var, ama sen bilmiyorsun. Ama istersen seni oraya götürebilirim” diye cevap verdi. Babası teklifi kabul etmişti. İbrahim babasını mezarlığa kadar getirdi. Babasının gönderdiği içki ve içki mezeleri orada yeni açılmış bir mezarın yanında duruyordu. Babası gördüğü manzara karşısında dehşet içinde kalmıştı. Doğru ya, sonunda herkes buraya gelecekti. Derinden derine düşünceye daldı. İçki âlemleri içinde nasıl da burayı unutmuştu. Aslında inançsız biri değildi. Ama nasılsa içki batağına saplanmış, zaman zaman kendinden utanır hale gelse bile kurtulamamıştı. Gözleri yaşararak oğluna baktı “haklısın oğlum dedi, hem de çok haklısın. Ben bu evimizi unutmuştum, ama artık hatırladım. Bundan sonra asla unutmayacağım. İçkiye de tevbe ediyorum, artık içmeyeceğim.”
