Şu dünya, bir imtihan meydanıdır. İnsan, şu dünyada kendisine takdir edilen süre kadar yaşayacak, sonra da amellerinin karşılılığını görmek üzere ahirete gönderilecektir. Dünya ve ahiret, bugün ve yarın gibidir. Yüce Allah şöyle bildirir:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve her nefis, yarın için ne hazırladığına baksın!”1
Burada “yarın” ile kastedilen ahirettir. Hz. Peygamber, ahiretteki muhasebeyi şöyle anlatır:
“Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli, onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabbi: ‘Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız?’ der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir.”2
Namazların bir kısmı farz, bir kısmı nafiledir. İnsanın dinen mükellef olduğu namaz, farz olanlardır. Mesela, öğle namazı farz olarak dört rekâttır. Ama başta dört ve sonda iki rekât olmak üzere sünnet namazlar da vardır. Kişi bunları kılmasa bundan dolayı hesaba çekilmez, ama bunların sevabından ve faziletinden mahrum kalır.
1 Haşir, 18
2 Tirmizî, Mevâkît 188
