Dinin % 90 meselesi, bütün mezheplerde aynıdır. Ancak % 10 kadar meselelerde yorumlamadan kaynaklanan bazı farklılıklar vardır. Bu da dinde tek renkli görünüm yerine, gökkuşağının farklı renkleri misali, bir güzellik ve renklilik vesilesi olmuştur.
İslam Dininin mezhepler halinde yaşanması, tarihi bir realitedir. Aslında herkes dini ayrıntılarıyla bilse, mezhebe ihtiyaç kalmaz. Fakat uygulamada herkesin bu seviyeyi elde etmesi mümkün olmadığından, dini hayatı belli mezhepler şeklinde yaşamak, pratikte büyük bir kolaylık getirmektedir.
Dinde farklı mezheplerin çıkması, dinî hayatı yaşamayı kolaylaştırır. Bir mezhepte halledilemeyen bir mesele, bir başkasında halledilmiş olabilir. Müslümanlar, gerektiğinde kendi mezhepleri dışındaki görüşlerden, fetvalardan istifade etmişler ve günümüzde de istifade etmektedirler. Bu yönüyle, İslamî mezheplerin büyük bir rahmet olduğunu söyleyebiliriz.
Farklı mezheplerin varlığı, genelde beraberinde problem getirmemiştir. Ama zaman zaman bazı Müslümanların “mezhep taassubu” ile diğer mezhep mensuplarına soğuk baktığı görülebilmektedir. Bu da, genelde cehaletten kaynaklanmaktadır.
Günümüz Müslümanına düşen en büyük görevlerden biri, belli bir mezhebe göre İslam’ı yaşamaya çalışmakla beraber, dinini “Kitap ve Sünnet merkezli” olarak öğrenmeye gayret etmektir. Nitekim İmam Gazali, en büyük İslam âlimlerinden biri olarak içtihat seviyesinde olduğu halde içtihat yapmamış, belli bir mezhebe göre dini yaşamıştır.
Şunu unutmamak gerekir ki: Avamdan olan kimselerin âlim zatları taklit etmesine ruhsat vardır. Ama işin ideali, taklit etmek değil, tahkik yoluyla dini esas kaynaklarıyla öğrenmektir.
